5 Aralık 2008 Cuma

Zeki Demirkubuz'dan Haberler

Dostoyevskinin beyazperdede hayat bulmuş hali, edebiyatçıyken zorla sinemaya giren, bırakan, bir dönem seyyar satıcılık yaptıktan sonra tekrar sinemaya adımını atan, hikayelerini içimize nakşeden Demirkubuz'un hayata, ölüme, insana, siyaha-beyaza dair söyledikleri bitmesin diyor, son projesi romandan uyarlanan Kıskanmak hakkında, filmleri hakkında ve neden müzik kullanmadığı gibi konularla alakalı yaptığı açıklamaları sunmaktan gurur duyuyoruz efenim;

Çirkinliğe çok kafa patlattım
Zeki Demirkubuz, Nahit Sırrı Örik’in 1946 yılında yazdığı aynı adlı romanından senaryolaştırdığı filmi Kıskanmak'ı anlattı: “Çirkin bir kadının bir gün fırsatını bulunca ne gibi trajedilere yol açabileceğini merak ettim.”

2006 yılında “Kader” adlı filmi ile Altın Portakal’da “En İyi Film” ödülünü kazanan Zeki Demirkubuz’un son filmi “Kıskanmak”ın çekimleri Safranbolu’da devam ediyor. Serhat Tutumluer, Berrak Tüzünataç ve Nergis Öztürk’ün rol aldığı film bir roman uyarlaması... Yazar Nahit Sırrı Örik’in 1946 yılında yazdığı aynı adlı romanından senaryolaştırılan film, 1930’lu yılların Zonguldak’ında geçiyor. Bu Demirkubuz’un ilk dönem filmi.

Demirkubuz filmini, ele aldığı kişilikleri ve filmlerinde neden müzik kullanmadığını NTV’ye anlattı:
“Yine insanın doğasıyla ilgilenen bir film hazırlıyorum. Bu anlamda da tema ve mesele olarak diğer filmlerimden farkı yok. En büyük farkı anlattığı dünya, atmosferi ve dönem olması. Dönem filmi olunca diğer filmlerimde olduğu gibi birşey değil... Çok daha fazla talepleri olan bir film. Mesela film için kullandığımız ev sıfırdan yapıldı, İstanbul’dan kamyonlarca eşya getirildi. Tüm kostümler dikildi.

ÇİRKİNLİK KAVRAMINDAN ETKİLENDİM
Çirkin olmanın nasıl bir şey olduğu üzerine çok kafa patlattım. Çirkin olmaktan güzelliğin nasıl göründüğünü görmeye çalıştım ama çok büyük emek verdim bu konu için. Gündelik hayatta hiç fark etmediğimiz, adam yerine bile koymayacağımız bir insanın sıradan hatta çirkin bir kadının hatta kurumuş bir kadının dünyasında neler olabileceğini hatta bir gün fırsatını bulunca ne gibi trajedilere yol açabileceğini çok merak ettim. Zaten romanı çekmeye karar verince diğer her şeyi unuttum, tamamen buna odaklandım.

KİŞİLİKLERİ İZLEYİCİYE HİSSETTİRMEK...
Genel olarak sevsinler ya da sevmesinler ilişki kursunlar ya da kuramasınlar... Benim istediğim şey de budur zaten. Bir kişiliği hissetmelerini sağlamak. Bir insanla tanışırsınız.

İsterseniz bu insanı çok sevin, isterseniz nefret edin; eğer bu bir kişilik uyandıramamışsa sizde sevginiz ya da nefretiniz birkaç gün sonra geçer. Ama bir kişilikse hangisi olursa olsun, sizde bir şey uyandırır. Bir duygu yaratır sizde . Benim amaçladığım şey zaten böyle bir şey. Yurtdışı ya da yurtiçinde bu fark etmiyor. Sadece böyle bir kişiği hissettiklerini görmek istiyorum ve görüyorum.
FİLMLERİMDE NEDEN MÜZİK KULLANMIYORUM
Sinemayle müzik kötü bir evlilik... Tuhaf bir evlilik... Hiçbir kriteri olmayan aşağılık bir evlilik derecesinde birbirini kullanan evlilikler vardır. İnsanlar birbirlerini kullanmak için o ililşkinin içinde kendilerini bulurlar. Günümüzde müzikle sinema ilişkisi biraz da buna benzedi. O onun pisliklerini eksikliklerini kapatıyor, diğeri de onun pisliklerini kapatıyor. Bunu böyle görüyorsam, bu konu benim dikkat etmem, hatta dikkat etmemden öte tavır göstermem gereken bir konu. Bir sahneyi yeteri kadar olması gerektiği gibi anlatamazsınız yine aynı şekilde mizansenini sahnenin yazılma amacını anlatamazsanız müzik devreye girer.

2 yorum:

Kartal Bafiler dedi ki...

Merakla bekliyoruz.

Baggio dedi ki...

Ama filmlerinde müzik oluyo alenen ve açık olmasa da süper arabesk parçaları aralara sesi kısık olarak da olsa arka fon olarak döşüyo Zeki abimiz.Ama dediği gibi müziği sekanslara kurtarıcı olarak sokmuyor.Süreleri kısa olarak koyduğu için film müziği olarak geçmiyor literatüre.Yalnız Kader de Tarkovsky ustanın Stalker filmindeki Eduard Artemiev e ait tema müziğini baya dinletmişti ve o filmle arasındaki umutsuzluk bağını kurdurmuştu bana sizi bilmem:)