"herkesin inandığı bir şey var bu .mına kodugumun hayatında, benimki de sensin..."
5 Haziran 2011 Pazar
30 Mayıs 2011 Pazartesi
Buffalo '66
Beni seven biri var. Anlıyor musun?
Vincent Gallo'ya ucundan accık değinmiştim, burda unutulmaz sahnelerde Arizona Dream'deki şahane karakteri ve güzelim hitchcock filmindeki cary grant'i canlandırışıyla gönüllerde taht kurmuştu.
Buffalo 66 ise Vincent Gallo'nun yönetmenlik, oyunculuk, senaristlik ve filmin müziklerini de yaptığı nefis bağımsız yapım. Christiana Ricci etli-butlu hatun rolünde kendisiyle ilgili hiçbirşey bilmememize rağmen çok güzel canlandırmıştır Layla karakterini, sıcak çikolata içer durur hep Billy'nin huyuna gider nasıl bir güzelliksin sen dedirtir adama...
Çarpık aile ilişkileri, tutunamayan karakterler, televizyona yenilmiş beyni sulanmış ebeveynler, iletişimsizlik, çiş, sıcak çikolata, bowling, kırmızı botlar, harika müzikler, vincent reyis, pek tatlı christina ricci ve sürpriz konuk oyuncular da cabası...

direk sedriss'ten alıntıdır ki mevzuyu çok güzel anlatıyor; vincent gallo gercek hayatta babasini cok sevmektedir, ve fakat babasi aynen buffalo 66da portre edilen baba figurudur, surekli oglu vincent'i asagilar.vincent babasina olan sevgisini icine atar ve bir gun babasi evde bir sarki soylerken dandik bir teyple babasinin sesini kasede ceker gizlice dinlemek icin. ve o an karar verir bu sarkiyi milyonlara dinletecek bu sarkinin filmini cekecektir.filmdeki babanin ricciye soyledigi sarki iste bu sarkidir ve o ses gallo'nun gercek babasinindir.
Ricci'nin mükemmel performansı ve Moonchild adlı tadı damakta kalan film müziğiyle o sahne gelsin;
Vincent Gallo'ya ucundan accık değinmiştim, burda unutulmaz sahnelerde Arizona Dream'deki şahane karakteri ve güzelim hitchcock filmindeki cary grant'i canlandırışıyla gönüllerde taht kurmuştu.
Buffalo 66 ise Vincent Gallo'nun yönetmenlik, oyunculuk, senaristlik ve filmin müziklerini de yaptığı nefis bağımsız yapım. Christiana Ricci etli-butlu hatun rolünde kendisiyle ilgili hiçbirşey bilmememize rağmen çok güzel canlandırmıştır Layla karakterini, sıcak çikolata içer durur hep Billy'nin huyuna gider nasıl bir güzelliksin sen dedirtir adama...
Çarpık aile ilişkileri, tutunamayan karakterler, televizyona yenilmiş beyni sulanmış ebeveynler, iletişimsizlik, çiş, sıcak çikolata, bowling, kırmızı botlar, harika müzikler, vincent reyis, pek tatlı christina ricci ve sürpriz konuk oyuncular da cabası...

direk sedriss'ten alıntıdır ki mevzuyu çok güzel anlatıyor; vincent gallo gercek hayatta babasini cok sevmektedir, ve fakat babasi aynen buffalo 66da portre edilen baba figurudur, surekli oglu vincent'i asagilar.vincent babasina olan sevgisini icine atar ve bir gun babasi evde bir sarki soylerken dandik bir teyple babasinin sesini kasede ceker gizlice dinlemek icin. ve o an karar verir bu sarkiyi milyonlara dinletecek bu sarkinin filmini cekecektir.filmdeki babanin ricciye soyledigi sarki iste bu sarkidir ve o ses gallo'nun gercek babasinindir.
Ricci'nin mükemmel performansı ve Moonchild adlı tadı damakta kalan film müziğiyle o sahne gelsin;
28 Mayıs 2011 Cumartesi
Yan Babilon !
Coşkulu müzikleri, gediğe koyan cinsinden sözleriyle ihtiyacımız varmış bu adamlara netekim...
(bkz: alexandros grigoropoulos, ferhat gerçek, tonton özal)
(bkz: alexandros grigoropoulos, ferhat gerçek, tonton özal)
Ne Güzel Demiş Lan!..
Çocukluk sadece belli bir yaşa kadar süren bir dönem değildir ve belli bir yaşı da yoktur.
Çocuk büyür ve çocukça şeyleri bırakır.
Çocukluk hiç kimsenin ölmediği bir krallıktır.
childhood is the kingdom where nobody dies - edna st. vincent millay
Çocuk büyür ve çocukça şeyleri bırakır.
Çocukluk hiç kimsenin ölmediği bir krallıktır.
childhood is the kingdom where nobody dies - edna st. vincent millay
27 Mayıs 2011 Cuma
Punk Filmler

Özellikle İngiltere ve Büyük Britanya topraklarından doğal olarak bu tarz filmler çok çıkmış geçmişin suyu hürmetine. Skinheadler, punklar, kirli salaş mekanlar ve müzikler, bunun yanında eğlenceli örnekleri olduğu gibi ırkçılığa vurgu yapan şiddet barındıranları da mevcut. This is England misal müzikleriyle, anlatımıyla, oyunculuklarıyla şimdiden vazgeçilmez oldu. Yine eskilerden 'Made in Britain' Tim Roth'un skinhead punk yorumu ve atmosferiyle can'dır... Skinheadler mevzubahis olunca Russel Crowe abinin ünsüzlüğüne denk düşen tarihlerdeki filmi 'Romper Stomper'da izlencelik.
Punk müzik de kendisinden sonraki birçok türü etkilerken, sinemadan modaya bir çok alanda izler bıraktı.

24 Hour Party People
Indie müziğinin kökenlerine de ulaşmak isteyenler için kılavuz olan filmde yeni grupların parlama seanslarını yaşadıkları Manchester'da olaylar vuku bulur. 70 sonları ve 80'lerin başındaki müzikal vaiyetler, grupların çıkışı, atmosfer, seyirci, menejerler, uyuşturucu falanalr filanlar...
Sid and Nancy
İngiltere başta olmak üzere dünya çapında olay yaratmış, punk denince çoğu için akla gelen ilk grup Sex Pistols ve en tartışılan üyesi Sid Vicious'un hayat hikayesini konu alan ve müzikal mevzularla birlikte bu tarzın bilindik unsurlarına değinmekte film.

Jubilee
70lerin en tartışılan hususlarından biri Punk olunca yönetmen Derek Jarman da rahat durmamış, anarşik lan bu dedirten hatta fazlasıyla karanlık bir punk filmi yapmış, ilgilenenlere duyurulası sevilesi bir yapım.
Suburbia
84 yapımı filmde 1980lerin New York'u ve punk olayının Amerika topraklarındaki yansıması gözler önüne seriliyor efenim.
Yine bir dolu örnek mevcut türün eğlenceli nadir filmlerinden Tape Heads filmi, John Cusack ve Tim Robbins gibi isimlerle dikkat çekiyor. SLC Punk! ise 1998 yılından eğlenceli bir film; 80'lerin başında muhafazakâr bir kasabanın tek punkları Stevo ve Bob'un hayatları anlatılıyor. Yine Joe Strummer'i konu edilen ödüllü the future is unwritten adlı film de tavsiyedir.

Yine ingilizlere dair büyük usta Mike Leigh'in yönettiği, Gary Oldman ve Tim Roth'lu Meantime güzeldir, Meşhur filmlerinden The Firm, olaylı Scum, I.D. de tercih edilenzi.
Underground Poetix ve birçok yeraltı fanzini dışında Punk hususunda bizde çıkmış, güzel derlenmiş "Türkiye'de Punk ve Yeraltı Kaynaklarının Kesintili Tarihi 1978-1999" adlı eser de arşivde bulundurmalık. Ülkemizdeki geçmişten günümüze yansıması punklar yad edilmiş, aşağıdaki şekilde de özet geçmiş abiler;

"...70'lilerin ikinci yarısında öfke kendini, Avrupa ve Amerika'da Punk ile dile getirirken, Türkiye'de sokak çatışmalarında, grevlerde ve devrim provalarında gösteriyordu. "Müzik dinlemenin" henüz "sırası" değildi. 12 Eylül 1980'de gerçekleştirilen "geleneksel" askeri darbe, işkenceler, zindanlar, idamlar, sürgünler, yasaklar, sansürler ve antidemokratik yasalarıyla gelmişti. 12 Eylül rejimi, özellikle Sol muhalefeti tamamen susturmuş, günümüzde etkisi hala süren sistematik bir apolitizasyon ve kişiliksizleştirme çalışması ile, toplumun her kesimini, üniversiteleri, sanat ortamlarını sindirmişti. Devir, "Tonton amca", "köşe dönmek", video kaset" ve "arabesk" devriydi.Böylesine sindirilmiş, kişiliksiz bir toplumda, kendisine dayatılan yoz arabesk kültürü kabullenmek istemeyen, kendisine nefes alabileceği bir yer arayan bir kesim gençlik için bir alan vardı, o da:Heavy Metal. Tek tük kaset kaydı yapan yerler ve yutdışından gelen bir iki yabancı Heavy Metal dergisinin "altyazısız" sayfaları sayesinde, kendini "farklı" hisseden bir kesim gençlik böylece Heavy Metal ile tanışmış oldu. Magazinel olmanın dışında, çoğunluk için Punk ile tanışma, Heavy Metal'den Punk müziğe bir "tarz" geçişi ile gerçekleşti..."
formanda ter
Yaz geldi hani ortalık cıvıl cıvıl, aylardır hazırlık yapan hanım kısmısı açıldı saçıldı dekolteler fora, diyetlere girildi yaz sezonu mühim tabi. Ulan o değil de orda burda, hele ki toplu taşımadaki ter olayını nabıcaz aabi diyen yok, biri de çıksın çılgın projeyle yok etsin ya da yaz gelmesin baharda takılalım nolurdu sanki.
Bu ablalar ne yapıyor o da ayrı mevzu, ben de merak ve endişe içindeyim...
23 Mayıs 2011 Pazartesi
tribun@juve
Fotoğraf hoşuma gitti açıkçası italya ve curvalar gruplar mevzuunda juve ortalarda anca kendine yer bulur aslında. Torino daha bir organize sağlam görüntü veriyor zaten daha saygıdeğer bir kulüp o kesin. Siyah beya renkleri sempati sebebiydi hep keza eski kappa formaları, zidane, bayrak adam del piero, eskilerden forması, atkılar da koleksiyonda mevcut, lisede aldığım yüzüncü yıl montu dahi vardı juvecentus hesabı ama bir sempati sebebi göremiyorum artık,üzgünüm juve... Popülarite olarak juve ülke çapında birinci falan hep konuşulur lakin sahaya yansıması çok iç açıcı olmuyor bu gücün. Bunda stadlarının tribün işi için pek uygun olmaması da etkili muhakkak, yine fighters gibi lokomotif bir grubun parçalanması, içeriye alınanlar falan olmuştu hatırladığım kadarıyla, logosuyla falan sempatik gelen Drughi tribünleri sırtlıyor son senelerde...
22 Mayıs 2011 Pazar
Bana Öyle Bakma
Bu hayat da bizi böyle,
Yakamızdan tutacaksa...
Hadi böyle yaşa derken,
Kalbimize sormuş mu?...
İlk albümleriyle pek sevsem de sonraki süreçte itici gelmiştir hep teoman, yeni albümünü çıkardı güzel olmuş ama 2 no'lu şarkı olan 'Bana Öyla Bakma' acayip birşey olmuş hakikaten. Kendisine eşlik eden harika bayan vokal ise İrem Candar, tadından yenmiyor efendim...
Yakamızdan tutacaksa...
Hadi böyle yaşa derken,
Kalbimize sormuş mu?...
İlk albümleriyle pek sevsem de sonraki süreçte itici gelmiştir hep teoman, yeni albümünü çıkardı güzel olmuş ama 2 no'lu şarkı olan 'Bana Öyla Bakma' acayip birşey olmuş hakikaten. Kendisine eşlik eden harika bayan vokal ise İrem Candar, tadından yenmiyor efendim...
21 Mayıs 2011 Cumartesi
Atalanta geliyor, çalsın davullar sazlar

2007de şurda ucundan kenarından birşeyler yazmıştım Atalanta mevzuunda...
Güzelim kulübümüzü asansör takım haline getirenler utansın. Neyseki yine çıkıyoruz, hakettiğimiz gibi hiç düşmemek üzere...
Kulübün doğduğu coğrafya yani Bergamo şehri eskilerden, Yunan kültüründen izler taşıyor, logosu da yunan mitolojisinden gelir.
Kafa tayfa Curva Nord'da ikamet eder, 90ların başında Inzaghi ile birlikte geleceğin yıldızı olarak lanse edilen Federico Pisani'nin henüz 22 yaşında vefat etmesi çok can yakmış, 14 numaralı forma müzeye kaldırılıp hiç kullanılmamıştır. Adı ayriyetten curva nord'a verilmiştir yitip giden Pisani'nin...

Caniggialar, inzaghiler, vieriler top koşturmuştur, altyapısının sağlamlığının yanında taraftarları da bir o kadar sağlamdır, BNA bilindik mevzuda italyada en önde gruplardandır. Stadın akustik, konum ve şekli nedeniyle tam anlamıyla taraftar etki edememektedir diye düşünüyorum. Tribün olarak Brescia ile husumet var, kardeşimiz ise güzel kulüp Ternana'dır, "you'll never drink alone" ortak pankartları çok güzeldir. Seviyoruz kendilerini, italya tribünleri tribün kültürü, güneş gözlüklü capo'lar, el yapımı şahane pankartlar, tüm mevulara karşın gerektiğinde tek ses birlik olmaları ve birçok nedenden ötürü hep ilgi çekiyor abiler.
Atalanta eski günlerinden uzak lakin kadroda yine de Bellini, Doni, Dalla Bona, Delvecchio, Tiribocchi gibi güzel topçular var, bitirici bir golcü eksikliğimiz olsa da birkaç isabetli transferle ilk sene ligde kalıp eski güzel günlere dönücez, inandık lan!..
20 Mayıs 2011 Cuma
soğuk hava deposunda et yumruklama
Ya benim parlak günlerim, ha, Mick? Senin en azından parlak günlerin olmuş, benim o da olmadı. Hiçbir şeyim olmadı! Bacaklar gitmiş, herşey gitmiş. Sonra adamın biri çıkmış dövüş teklif ediyor. Aman ne harika!..
Rocky krizim tuttu dayanamadım izledim, devam filmleri tırıvırı olsa da ilk film harbi güzeldir, akademinin bok yemesi gibi Taxi Driver'ı sollayıp oscar alacak kadar olmasa da iyidir yani.
Kült sahneler arasına anında giriş yapan soğuk hava deposunda et yumruklama sahnesi de vazgeçilmez olmuştur efendim. Kahramanımız kafası çalışmayan ve babasının uyarısıyla bedenini çalıştıran italyan aygırı, pet shopta çalışan utangaç kızımızın abisi Paulie ile arkadaştır, arada yanına uğrar bir iki parça et alırım hesabı. Paulie de bıkmıştır diğer arada kalmış sıradan Philedelphia insanları gibi. Tüm siniriyle ete yumruğu yapıştırır, ardından Rocky devam eder ve et tokatlama seansları bir ritüel haline gelir.
Boks ilgimi çekmez şahsen spor olarak kabul edilmesi bile talihsizlikken boks filmleri hep ilgi çeker, kim boks yapar ki, kafası çalışmayan, kaybedecek birşeyi olmayan ve çaresiz adamlar heralde fikrinden yola çıkarak temele oturtulan hikayeler akar gider. Toplumun en alt katmanında, yanlış yerde doğmuş insanların var olma savaşıdır ve birçok şeyi sembolize eder bu tarz filmler o yüzden damardan yakalar izleyeni.
Rocky de Stallone'nin senaryosu ve oyunculuğu harbi ondan beklenmeyecek derecede iyi şaşırtıyor fazlasıyla, esinlendiği mevzu da birebir aynı aslında, sıradan yerel bir boksörün zamanında Muhammed Ali'ye kafa tutması ve 15 round dayanması. Yine Apollo kişisi, dalgacı karakteri, alaycı üslübu, hal ve hareketleriyle zaten birebir Ali portresi gibi ama onun kadar mizah anlayışı kuvvetli değil o kesin.
Velhasıl uzadıkça uzuyo mevzur, ilk film güzeldir, müzikleri de pek hoştur, merdivenden yukarı çıkıp ellerini kaldıran Rocky klasiktir, et yumruklama da öyle, hemen hemen sıkışmış, çaresiz öfkeli tüm karakterleri, arka sokakları, Philedelphia'nın şarapçı gençliğiyle, salaş spor salonları, böcekli evleri, küfürleri ve bol ter kokusuyla güzel bir boks filmidir diyoruz...
Rocky krizim tuttu dayanamadım izledim, devam filmleri tırıvırı olsa da ilk film harbi güzeldir, akademinin bok yemesi gibi Taxi Driver'ı sollayıp oscar alacak kadar olmasa da iyidir yani.
Kült sahneler arasına anında giriş yapan soğuk hava deposunda et yumruklama sahnesi de vazgeçilmez olmuştur efendim. Kahramanımız kafası çalışmayan ve babasının uyarısıyla bedenini çalıştıran italyan aygırı, pet shopta çalışan utangaç kızımızın abisi Paulie ile arkadaştır, arada yanına uğrar bir iki parça et alırım hesabı. Paulie de bıkmıştır diğer arada kalmış sıradan Philedelphia insanları gibi. Tüm siniriyle ete yumruğu yapıştırır, ardından Rocky devam eder ve et tokatlama seansları bir ritüel haline gelir.
Boks ilgimi çekmez şahsen spor olarak kabul edilmesi bile talihsizlikken boks filmleri hep ilgi çeker, kim boks yapar ki, kafası çalışmayan, kaybedecek birşeyi olmayan ve çaresiz adamlar heralde fikrinden yola çıkarak temele oturtulan hikayeler akar gider. Toplumun en alt katmanında, yanlış yerde doğmuş insanların var olma savaşıdır ve birçok şeyi sembolize eder bu tarz filmler o yüzden damardan yakalar izleyeni.
Rocky de Stallone'nin senaryosu ve oyunculuğu harbi ondan beklenmeyecek derecede iyi şaşırtıyor fazlasıyla, esinlendiği mevzu da birebir aynı aslında, sıradan yerel bir boksörün zamanında Muhammed Ali'ye kafa tutması ve 15 round dayanması. Yine Apollo kişisi, dalgacı karakteri, alaycı üslübu, hal ve hareketleriyle zaten birebir Ali portresi gibi ama onun kadar mizah anlayışı kuvvetli değil o kesin.
Velhasıl uzadıkça uzuyo mevzur, ilk film güzeldir, müzikleri de pek hoştur, merdivenden yukarı çıkıp ellerini kaldıran Rocky klasiktir, et yumruklama da öyle, hemen hemen sıkışmış, çaresiz öfkeli tüm karakterleri, arka sokakları, Philedelphia'nın şarapçı gençliğiyle, salaş spor salonları, böcekli evleri, küfürleri ve bol ter kokusuyla güzel bir boks filmidir diyoruz...
18 Mayıs 2011 Çarşamba
Kan Akacak
Kan kelimesinin sayamadığım şekilde çok geçtiği, aklın, bilimin tarumar edildiği efsane sahnelerden, yerli rambo...
17 Mayıs 2011 Salı
Sahne - Vesikalı Yarim
çok eskiden rastlaşacaktık...
Sinemamızın en nefis filmlerindendir Vesikalı Yarim. Belki de en saf ve güzel haliyle Türkan Şoray ve gündelik yaşamın koşuşturmacasında sıkışıp kalmış manav rolünde İzzet Günay'lı eskilerin en gözel yapımlarından bir Lütfi Akad filmi ve mevzubahis final sahnesi, fonda da Şükran Ay, Kalbimi Kıra Kıra der ki bititrir olayı...
-herbirimiz yolumuza gitsek
-yolumuz ?
-öyle
-birleşti biliyorum
-birleşecek gibi değil, benim yolum başka, seni tanıdıktan sonra anladım,
senlen beraber olduktan sonra, sevgi de yetmiyormuş,
çok eskiden rastlaşacaktık
Sinemamızın en nefis filmlerindendir Vesikalı Yarim. Belki de en saf ve güzel haliyle Türkan Şoray ve gündelik yaşamın koşuşturmacasında sıkışıp kalmış manav rolünde İzzet Günay'lı eskilerin en gözel yapımlarından bir Lütfi Akad filmi ve mevzubahis final sahnesi, fonda da Şükran Ay, Kalbimi Kıra Kıra der ki bititrir olayı...
-herbirimiz yolumuza gitsek
-yolumuz ?
-öyle
-birleşti biliyorum
-birleşecek gibi değil, benim yolum başka, seni tanıdıktan sonra anladım,
senlen beraber olduktan sonra, sevgi de yetmiyormuş,
çok eskiden rastlaşacaktık
14 Mayıs 2011 Cumartesi
Nostalji - amigo filiz
Bu gazete küpürüne denk gelmemiştim, amigo filizi de hiç duymamıştım harbi delikanlıymış ama:)
sonu ne oldu, evlendi mi şimdi merak ettim akıbetini...
12 Mayıs 2011 Perşembe
Baykuş Gibi Severim Seni

Kupa alındı gelindi, ama güzel maç oldu be hafız. Harbi mücadele sağlamdı, Fernandes harbi hayran bıraktı, naptın sen be abi? İkili mücadelelerin hemen hepsini kazandı, minimum pas hatası, yardımlaşma şahane üstüne bir de lokum gibi şık hareketler, ati abimizin şutları da ımba gibi. Dünkü halinden sonra Guti gitsin Fernandes'in bonservisi alınsın orta saha Ernst-Necip-Fernandes li olsun tadından yenmesin istedim.
Açıkçası İbb beklediğimden kötüydü, maçın başında bizden iyi başladılar daha derli toplulardı ama onun dışında çok etkili ataklar geliştiremediler, bizse epey dağınıktık ki ona rağmen çok sayıda sağlam gol pozisyonu yakaladık, şanssızlığa verdik gül gibi giden golleri, heyecanlı dakikalar ardından aldık bakalım kupayı, sezonun tesellisi babında. Maç sonu portekiz tayfası, özellikle dev adam Almeida'nın sevinci görmeye değerdi. Ülkenin her yerinden her tip adamı görmek mümkündü tribünlerde, Nevşehirli fenomen bir abinin yanımda olması kırdı geçirdi arkadaş, adam Rüştü Bey diye bağırdı maç boyu ama adamlardaki saf Beşiktaş sevgisini, o bozulmamışlığı harbi duyguların insanları diyeceğim adamları görmek gücüme güç kattı efendim.
Tribünde de organize olamadık pek kopuk kopuk bağırdık, zaman aman sağlam da bağırıldı ama ortalama bir performanstı ki bunu da karşıda ezeli bir rakip olmamasına bağlayabiliriz.
Bozbaykuşlar epeyce geldi adamlar bu kadar sürede baya çoğalmış, yolda karşılaştık fotoğraflar çekildi-uçalım beraber dendi, otobüsler yanyana durdu falan filan genelde baya yaş ortalaması küçük arakadaşlar ama renk kattıkları kesin. I have a dream pankartları iyiydi bikaç pankart daha beklerdim orjinalinden ama yine hoştu. Bazı alkollü arkadaşların çıkışları olmuş bira şişesi falan atma gibi ama başka bir sıkıntı olmadı bildiğim kadarıyla, asabi Sedat'ın otobüslere parmak sallayıp içinizde fenerli cimbomlu varsa diye başlayan bağırışları,hareketleri falan öldürdü beni. Muhabbetiyle yoluyla,herşeyiyle güzel bir gün oldu, sahaya atlama teşebbüsümüz püskürtülse de sağlık olsun diyoruz:)
10 Mayıs 2011 Salı
Zombieland

Oldum olası zombi filmlerinden çok haz etmem cin fikirli, espri anlayışı kuvvetli nadide örneklerini saymazsak tabi. Bir de zombileri ve zombi filmlerini ti'ye alan filmler var ki 'Shaun of the Dead' bunların aşmış örneğidir, Simon Pegg ve diğerlerini daha bir sevme nedenidir. Ardından birkaç film daha bu tarz olaylara yeltendiyse de bu filmin yanına yaklaşamadılar kesinlikle.
Zombieland izler izlemez listemde ikinci sıraya kuruldu. Bir kere diyaloglar şahane, açılış sekansı bile oha dedirten cinsten, anında kendine çekiyo hiçbir anında bu ne lan, böyle şey mi olur dedirtmiyor efendim.
Woody Harrelson çok şık olmuş,Jesse Eisenberg geleceğin yıldızı babında ilerliyor, keza diğerleri de diyeceğim ama Emma Stone sen nasıl bir insansın yahu, hakkaten adının hakkını veriyor hatun kişi yok böyle bir şey aabi.
En çok sevindiren,güldüren husus ise Bill Murray'in zombi makyajıyla arz-ı endam edip çok az da olsa görünüp filmin gücüne güç katmış olması, bolca hayalet avcılarının yad edilmesi vb... Müzikleri de ayrı bir konu ki açılışta metallica ile havaya giriyoruz, zombiler bile sempatik geliyor lan bu filmde ki hepsi kenyalı atlet gibi mübarekler. Espriler hepsi yerli yerinde, süresi yaklaşık 90 dakika harika, zombi filmlerinin atası Romero abinin filmlerine bile katlanamayan ben Resident Evil oynayarak Shaun of the Dead ile avunan ben gibiler için ilaç olmuş filmdir. Kuralların açıklandığı sahneler özellikle cardio olmak üzere, zombileşen küçük kızların sahnesi, Hollywoodda zombi halindeki Chaplin taklidi, sarı hummer, yine emma abla, zombi filmlerinin olmazsa olmazı süpermarket sahneleri ve bir dolusu akıllarda kalan...Ne uzun cümleler kuruyorum arkadaş yoruldum harbiden, erken yatalım Kayseri yollarına düşelim, zift gibi pis deplasman otobüslerinde muhabbete bakalım, yol tabelalarını bıkmadan takip edelim, içelim, bolca çiş molası falanlar filanlar ile sezona nokta koyalım, özledik lan...
20 Nisan 2011 Çarşamba
Kulüp Rakı

Envai çeşit rakı var piyasada Yeni Rakı, Tekirdağ, Efe, İzmir Abbas Rakı, yok Yekta rakı ama bazıları çok fenalar yahu. Derler ki büyükler Altınbaş ve 1930'lardan beri süregelen Kulüp Rakı ayrıdır ağır abi içkisidir velhasıl can'dır.
Kulüp Rakı her daim ilgimi çekmiştir logosu ve etiketi bile hep soru işareti ki logoyu oluşturan içki içen amcalar kimlerdir diye bir dolu rivayet dolaşır. Bir tanesi etiketin yaratıcısı ülkemizin ilk grafik sanatçısı İhap Hulusi Görey, diğeri ise hep muallak olmuş, Atatürk diyen dahi çıkmış ama diğeri devrin önde gelen şair ve fikir adamlarından Fazıl Ahmet Aytaç diye bilinmekte.
Amcaların içtikten sonrası halini ise necdetyılma resmetmiş şahane olmuş, Amcalar hep gözde hiç eskimiyor diğerlerinden arttırılmış alkol oranı ve tadıyla ağırlığıyla gönüllerde taht kuruyor Kulüp Rakı sayın abim...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







