3 Mayıs 2008 Cumartesi

I Wanna Be Your Dog


Iggy Pop, 'punk'ın büyükbabası, efsane isimlerle çalışmış, 60'ların sonunda The Stooges'ı toplamış, Jim jArmusch filmleri olmak üzere bazı filmlerde rol almış, Trainspotting filmine verdiği katkılarla da bilinen, artık kaçınılmaz son olan grubun dağılması ve uyuşturucu problemiyle de cebelleşen, zamanla gruptan ayrılıp tek tabanca yoluna devam eden efsanevi kişilik.

Birçokları tarafından cover yapılmış ama The Stooges ve Iggy Pop tarafından 1969 yılında çıkan albümlerinde yer alan, şahane yorumuyla toplulukları uçuran enfes parça.
Aynı zamanda Guy Ritchie'yi tanımamızı sağlayan 'lock stock & two smoking barrels' fenomeninin muhteşem soundtrack'inde de yer alan, filmde en güzel sahnelerden birinde çalan parçadır, klibi de ahanda burda; Filmde Eddie'nin ve tayfasının boka battığı sahne şarkının da etkisiyle izlenmesi farz hale gelirken sonunda da artık gavur filmleri ritüellerinden kahramanımızın kusmasıyla sonuçlanıyor...



Film aynı zamanda şu an aksiyon filmlerinin aranan ismi Jason Statham'ı da birçoklarıyla tanıştıran, Snatch filminin de altyapısını sağlayan ama bana kalırsa ilk örneği olan bu filmin çok daha güzel olduğu filmdir. Fenomen karakterler, birbirinden güzel müzikler, Snatch'e göre daha amatör isimler ve yapım olmasından kaynaklanan bir sıcaklık sözkonusu belkide...


Yönetmen Guy ritchie ise Tarantino'dan falan esinlenme gibi bir durumu kabul etmezken 80'li yılların İngliz gangster filmi 'The Long Good Friday'ın kendisi için ilham kaynağı olduğunu belirtiyor. Filmde ayrıca Sting gibi sürpriz ismin yanında söylenmesi şart olan Vinnie Jones manyağı da filmi güzelleştiren unsurlardan bazıları.
**
Iggy Pop ve The Stooges'ın canlı performansını merak edenlere de burdan yakalım;

28 Nisan 2008 Pazartesi

Alkışlar Hedo'ya


Klişe tabirle NBA'deki gururumuz Hidayet, gösterdiği performansla bu sezon 'en çok gelişme kaydeden oyuncu' seçildi.
Kimilerine ve taraflı olsak da bizlere göre All-Star'a seçilmemesi büyük hata olan Hedo normal sezonu 19.5 sayı, 5.7 ribaunt ve 5 asist ortalamalarıyla bitirerek oyunun her yönüne sağladığı katkıyı herkese göstermiş oldu.
En önemlisi de Orlando gibi bir takımın lideri haline geldi Hedo, en kritik topları korkmadan kendisi kulalndı, sorumluluk aldı, maçlar kurtardı, kendine güvendiği zaman içindeki potnsiyelin farkına vardı belki de...

Aldığı bu ödülle ayrıca Orlando tarihinde Scott Skiles, Darrell Armstrong ve Tracy McGrady'den sonra Orlando Magic tarihinde bu ödüle layık görülen 4. oyuncu oldu.
Play off'larda da hızını kesmedi istikrarlı bir şekilde yürek hoplatmaya, takımını sürüklemeye hatta bloklar yapmaya devam ediyor.
Çok yönlü bir oyuncu olmasının, birçok pozisyonda oynayabilmesinin meyvesini almaya başladı Hidayet, dış atışlarda da yüksek yüzdeli atmaya başladıktan sonra kendisine güveni geldi, takım içindeki lider oyuncuların başını çekmeye başladı ki hakikaten gurur verici birşey...

27 Nisan 2008 Pazar

The Legend of 1900

Kışın yazı, yazın kışı özleriz ama özlemek yerine yaşasak daha iyi olmazmıydı?

Cinema Paradiso'nun büyük yönetmeni Guiseppe Tortatore'nin bir diğer harikası...
1900'lü yıllarda Amerika'ya yolcu taşıyan bir gemide dünyaya gelen, onu farkeden gemi işçisi tarafından yetiştirilen, hayat boyu karaya ayak basamayan bir piyanistin masalsı hikayesi.
En yakın dostu olan gemi orkestrasının trompetçisi Max Tooney'e neden karaya ayak basmadığını anlattığı sahne görülesidir;

-Tüm bu şehir.. Asla bu şehrin sonunu göremiyorsun. İskeleden inmek üzereyken beni durduran, şehirde gördüklerim değildi Max, göremediklerimdi. Bu koca şehirde, bir "son" dan başka herşey vardı...Göremediğim o şey de, şehrin sonuydu. Piyanoyu ele alalım: Tuşlar başlar, tuşlar biter. Bilirsin ki onlardan 88 tane vardır. Onlar sınırsız değildir. Sınırsız olan sensindir. Ve bu 88 tuş üzerinde yapabildiğin müzik sınırsızdır. Beni geminin önüne getiriyorsun ve milyonlarca ama milyonlarca tuşu olan piyanoyu itiyorsun. Bu piyanonunsa tuşları sınırsız. Ama eğer, sınırsız sayıda tuşu varsa, o zaman o piyanoda çalabileceğin hiçbir müzik yoktur. Kara..Kara, benim için fazla büyük bir gemi Max..

Tim Roth


Filmde Tornatore etkisi kadar etkili sinemanın olmazsa olmazı film müzikleri konusunda aşmış isim olan Ennio Morricone'nin filmdeki parmağı anında hissediliyor. Filmi tamamlayan şahane müzikler ustanın herzamanki performansıyla çok başarılı kesinlikle.
Film için değinmeden geçilmeyecek diğer unsur ise başrolde 1900 adlı piyaniste hayat veren benim pek sevdiğim şahane adam Tim Roth. Rol yaptığını söylemek ayıp olur, adam birebir yaşarken filmin gerçekçiliği adına mükemmel bir iş çıkarıyor.
Ne uzun film, bu nasıl film ulan hani aksiyon? hiç ölen vurulan adam yok, film böylemi biter, konusu bile yok gibi abuk şeyler bu tür filmler için söylenebilir, he deyip geçiniz, mümkünse yalnız izleyip filmin tadına varınız efendim...

Football

Painted Hands