12 Ekim 2007 Cuma

Scousers

Scouser kısaca Liverpool bölgesinde takılan o bölgenin aksanıyla konuşan, harbiden ve gönülden Liverpool'lular, Liverpool çocukları:)



Liverpool Sokakları


KOP Fenomeni


Liverpool Semtleri Şampiyonlar ligi finalinde/ Pankart Pazarı


11 Ekim 2007 Perşembe

Mourinho; Yalnız Bir adam



Futbolun acımasızlığına dair: “Ben dokuz-10 yaşlarındayken babam bir Noel günü işinden kovuldu. O bir menajerdi. Son zamanlarda sonuçlar pek iyi değildi. Aralığın 22’si ya da 23’ünde bir maç kaybettiler ve ayın 24’ünde, Noel gününde, telefon çaldı. Biz öğle yemeği yediğimiz sırada sepetleyiverdiler.

Birçoklarının nefretini kazanmış, antipatikliğiyle, megaloman demeçlerle, kendisine aşırı güveniyle, sivri demeçleri, hal ve hareketleriyle şimşekleri üzerine çekmiş ama kıstas başarıysa tartışmasız tarihe geçecek bir isimdir Mourinho.

Sporting Lisbon'da ingiliz teknik direktor Bobby Robson'nin tercumanliğini yaparken, Bobby Robson'un Barcelona'ya gitmesiyle birlikte onuda yanında götürmesi ile teknik direktörlük yaşantısı gerçek anlamda başlayan teknik adam için Fc Porto'ya gidişi milat olmuş.
Görevde kaldığı iki yıl içinde, art arda iki yıl FC Porto`yu Portekiz liginde şampiyon yaptı. İlk yılın sonu UEFA Kupası şampiyonluğu, ikinci yılın sonunda ise Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu kazandırdı!
Jose Mourinho’nun bir lider, koç, ezber bozan bir stratejist olarak yaptıkları, kırdığı yenilmeme rekorları, kısıtlı zamanda başardıklarıyla en azından takdiri hakettiği kesin.
Sheva'nın transferi ve akabinde rus milyarder patronuyla sorunlar sonun başlangıcı olsa da kaybeden acaba Mourinho mu yoksa Chelsea mi oldu?

İhaneti Gördüm



Irak'a girelim mi? bayramdan önce bayramdan sonra tartışmaları devam ederken geçtiğimiz günlerde kitabı yayımlanan doğuda yıllarca görev yapmış Emekli Albay Erdal Sarızeybek'in İhaneti Gördüm kitabına dikkat çekmek gerek.

Onlarca yıldır dönen siyasi oyunlar, yurtiçi ve yurtdışında destek mevzusu, 92 yılında neredeyse çökertilen örgütün ciddiye alınmayışı ve bazı yazarların da vasıtasıyla ateşkes yapılıp tekrar güçlendikten sonra başaçıkılamaz hale gelmesi, öcalan'ın yakalandıktan sonraki açıklamalarına rağmen Suriye'de bulunan bir kişideki örgütün arşivinin ele geçirilmemesi! gibi birçok olaya parmak basıyor.
Kitapta bazı husular var ki şaşırmamak elde değil; 1992 yılında Şemdinli'ye kendi kendilerinin ateş açarak, çatışma havası yarattıklarını belirtmiş..
Terörden rant kazananlar, örgütün kaçakçılıktan götürdüğü paralar, Özal ve Tayyip'in terörü durdurma gibi niyetlerinin olmadığını belirterek okunması farz yaşanmış hikayeleri aktarmış.
Israrla okumak gerek; bize zorla verileni değil gerçekleri görmek için en azından.

Susuzluğa, Küresel Isınmaya Karşı Bira Kültürü!..



Yukarıdaki fotoğraf Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin sloganı olabilirdi mesela...
Şaka değil çünkü birkaç ay önce yaşadıklarımız bundan da beter trajik olaylar zinciriyle dolu değil miydi?
Melih Bey'in ankaralıları şehir dışına akraba ziyaretlerine gitme yönünde telkin etmesi, kendisinin ayaklarını kovaya sokup yıkandığı ve o suyu tuvalette kullandığı ve o sözde 2 günlük rezil kesintiler.
Ardından geçtiğimiz günlerde Ankara'nın hala birkaç aylık suyu olduğunu söyleyen de yine aynı beyefendi o samimiyetsiz surat ifadesi ve sırıtışıyla.
Bu adamın yerel seçimlerde herşeye rağmen toplu sünnetlerle, yardım kolileriyle, dağıtacağı plastik toplarla eşşek kadar oy alacağını bilmek insanı çıldırtıyo açıkçası.
Emin Çölaşan'ı bile arayacağız galiba önümüzdeki süreçte...

Zeki Demirkubuz / Top

Son dönem Türk sinemasının yüzakı, insanı ve çıkmazlarını en kral şekilde beyazperdeye aktaran, edebiyat ve Dostoyevski kaynaklarıyla yola çıkmış, futbola ve Beşiktaş'a da bağlı güzel abimizin az sayıda ulaşabildiğimiz yazılarından bir tanesi...

Top


Çocuktuk, top oynardık. Yırtık, patlak, içine paçavra basılmış toplarla koşup dururduk tarlalarda. Çamurda, tozlu arazilerde, yaban otlu çimenliklerde... Günün birinde bir top gelirdi mahalleye. Siboblu, sarı güzel lastikten içliği olan. Dışı boyasız parçalı meşin. Makinayla dikilmiş, dikişleri güven veren bir top gelirdi mahallemize... Lastikçi el pompasıyla özenle sişirirdi topumuzu. Hem överdi hem havasını basardı. Basıldıkça pompa, büyürdü top, yusyuvarlak olurdu. Denerdi şöyle eliyle yerde zıplatarak. Dimdik sekerdi top yukarıya doğru, sağa sola kaymam şut atanı aldatmam der gibi. Sibob bağlanır, ülük meşinin altına gömülürken heyacan, umut ve sevinç son noktaya gelirdi. Biraz sonra Rıfkı’nın arazisine gidilecek, biraz sonra takımlar kurulacak, biraz sonra mahallede maç yapılacak... Ama o son anda hep biri çıkardı öne. Şöyle şişmanca, gözlüklü, kırmızı yanak, büzük dudaklı. Hep bir memnuniyetsizlik yüzünde. Bu çocuk hiç mutlu olmazdı. Züccaciyeci Vehbi'nin oğlu, Aziz mi, Adnan mı bişeydi adı... Bu çocuk bizi hep aşağılardı. Yukarıdan bakardı, bıdı bıdı hep bişeyler mırıldanırdı. Bu irice, güzel kazaklı, mahalledeki tek spor ayakkabılı çocuk topun sahibiydi ve Fener'liydi...

Benim adım Zeki'ydi, öbür kavruk arkadaşımın adı Ahmet. Ama o bize hep kara derdi. Ahmet'i arada bir affeder kaleye geçirirdi ama beni hiç sevmezdi, hiç affetmezdi. Kara derdi, sen dışarıya... Ne Ahmet, ne öbür arkadaşlarım Vehbi'nin oğluna hiç itiraz etmezdi. Takımlar yapılır, kaleler kurulur, oyun başlardı. O sarı içlikli, dışı boyasız makina dikişli top bir öbür kaleye uçardı bir Ahmet'in kalesine. Yağmur da yağardı bazen, çocuklar yağmurda top oynardı. Çocuklar yağmurda mutlu, çocuklar yağmura hiç aldırış etmeden ıslanırken ben uzaktan onlara bakar hayaller kurardım. Niko'yu düşünürdüm, Sanlı'yı, Vedat'ı düşünürdüm. Ama en çok da kör Tuğrul'u. Kör Tuğrul'a hayrandım, hastaydım...Cikletlerden çıkan fotoğraflarını kimse beğenmediğinden ben yerlerden toplardım...

Sonunda bir gün dayanamadım, gözlüğü okulda yakaladım. Bak gözlük dedim o topla ben de oynayacağım, senin takımını istemiyorum zaten, zaten iyi oyuncuları seçiyorsun, gol yiyince değil diyorsun, atmadığın golleri yazıyorsun, bari karşı takımda oynayayım, oynatmazsan topunu keserim dedim. Nah kesersin dedi bana, iyi o zaman dedim. O gün bir bıçak aldım evden. Kale arkasındaki yokuşa gidip bekledim. Top auta ilk gittiğinde de yakalayıp kestim. Hem de ülüğünden, hem de bir daha tamir olmamacasına...

O günden sonra böyle çok top kestim. İçim yana yana çok top patlattım. Kırmızı yanaklı, büzük dudaklı çocukları çok ağlattım. Çok da dayak yedim ama, çok şikayetçi geldi kapımıza.. Ben böyle böyle büyüdüm, oyuna böyle dahil oldum. Böyle böyle karardım, böyle Beşiktaş'lı oldum...

10 Ekim 2007 Çarşamba

Bir İkon'un Anatomisi


"hayat biz gelecek hakkında planlar yaparken başımızdan geçenlerdir"
john lennon


John Lennon, bugün ölümünün 27. yılında New York başta olmazk üzere dünyanın çeşitli yerlerinde özlemle anılan bir efsane.

İşçi bir aileden gelen, 1940 Liverpool doğumlu, Beatles efsanesinin en meşhur üyelerinden biriydi. Yoko Ono ile olan aşkı ve en önemlisi de aktivist kimliği, hayatı sorgulayışı, dünya barışı için yarattığı kamuoyu kimileri tarafından durdurulmak istendi.
1980 yılında New York'ta evine dönmek üzereyken arkasından ateş edilerek öldürüldü, Amerika tarihinde birşeyleri değiştirmek ya da yanlış giden şeylere parmak basmak isteyenlerin ülkede hangi kademede olursa olsun John f. Kennedy örneğinde gördüğümüz gibi bir şekilde yokedildiği gerçeği apaçık ortadayken, sürüye katılmayı reddeden, düşünen, sorgulayan bu dünya insanını minnetle anıyoruz...

John Lennon - Working Class Hero

9 Ekim 2007 Salı

Amy Winehouse - Back to Black



Amy Winehouse İngilizlerin yeni yıldızı, aylardır amerika'da ve dünya genelinde de büyük yankı uyandıran ikinci albümü olan Back to Black ile gerçek patlamayı yaptı.

Ailesinden de miras kalan caz kültürü, R&B ve soul ile harmanlanmış birbirinden güzel parçalar ve harika sesiyle müzik ziyafeti çekiyor herkese.
Şu sıralar dizi jeneriklerine, dergilere, gazetelere kimi zaman da uyuşturucu sorunu yüzünden tivi'lerde boy göstermekte ve ertelediği konserlerin ardından süpermarketlerdeki içki reyonlarında enteresan şekilde karşımıza çıkmakta kendisi.
Müziğin Pascal Nouma'sı gibi fotomaç tadında başlıklar fena olmazdı hani, herşeye rağmen amy winehouse dinleyelim, kendimize gelelim.

Buyursunlar bu da albümün çıkış parçası ki mükemmel bir seçim olduğu açık;

Amy Winehouse - You Know I'm No Good


8 Ekim 2007 Pazartesi

Bergman & Antonioni Koyverdin Gittin Bizi


7. Sanat diye tabir edilen Sinema'nın sinema olmasında kuşkusuz büyük katkıları olan iki büyük usta İngmar Bergman ve Michelangelo Antonioni.
Birçok filme, yönetmene, sinema türüne ilham kaynağı olmuş işlere imza atan, halen yeni dönem sinemasında da birçok filmde bu yapıtlara göndermeler bulunan geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz, kimisi için sıkıcı kimisi için kafa açan kimileri için de ders olarak okutulan filmlerdi yaptıkları ama unutulmaz işlere imza attıkları bir gerçek...

Yukarıdaki foto Antonioni'nin meşhur blow up filminden, hala ülkemizde dvd'si dahi çıkmamış olan efsane filmdir, dvd şirketleri gudik gençlik filmleri ya da iğrenç istismar, şiddet filmlerini getireceklerine şu filmlere el atsalar ne olur.

Alttaki foto da Bergman ustanın birçokları için en sağlam başyapıtı dicem çünkü her filmi başyapıt olarak anılıyor, malum sahnesiyle The Seventh Seal/Yedinci Mühür...

Sokaklarda Görmek İstediğimiz Hareketler

The Most Amazing Graffiti Street Art From Around the World



















7 Ekim 2007 Pazar

Fifa World Cup Alternative Balls

Her şampiyona öncesi yeni turnuvanın topu tanıtılır kod adı eşliğinde ve tartışmalar başlar, futbola fazlasıyla müdehale derdinde olan Fifa'nın topların ağırlığında, şeklinde yaptığı değişiklikler özellikle geçtiğimiz Dünya Kupası'nda kaleciler tarafından lanetlenmişti adeta.

Buyrun bunlar da alternatif şampiyona topları;



Work Is Not A Childrens Game



Brezilya'dan dünya üzerindeki milyonlarca çocuk işçiye dair bir kampanya fotoğrafları,
Brezilya gibi bizde ve nüfus yoğunluğu çok olan, halen gelişmeye çalışan ülkelerde çocuk işçi sayıları inanılmaz boyutta.