1 Kasım 2008 Cumartesi

Seri Katil Fenomenleri

John Doe - Se7en
Sinema dünyasının en önemli seri katillerinden biri kuşkusuz cinayetlerini bir aziz edasıyla işleyen, kimliği belirsiz olduğu için John Doe adıyla anılan katil. Filmin ilk yarısında hiç görünmese de İncil’e göre yedi ölümcül günahı işleyenlere karşı açtığı acımasız savaşla Dedektif Mills (Morgan Freeman) ve Somerset (Brad Pitt) ile birlikte izleyicilerin de kanını dondurmayı başarmıştı. Cinayetlerini sadistçe kurgular ve birbirinden acımasız işkencelerle süsleyen katili canlandıran isim Altın Portakal Film Festivali için Antalya'ya da gelen Kevin Spacey. David Fincher'ın 1995 tarihli filmi sinema tarihinin en iyileri arasında yer alıyor.


Dr.Hannibal Lecter - The Silence of the Lambs
En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Film dahil beş ana dalda Oscar kazanan 1991 tarihli psikolojik gerilimde eli bıçaklı seri katil Dr. Hannibal Lecter. Hannibal Lecter sıradan bir katil değil. Kurbanları yiyen türden bir cani. Ancak Anthony Hopkins'in canlandırdığı karakter bu yapımda başka bir cinayeti çözebilmesi için acemi FBI ajanı Clarice Starling’e (Jodie Foster) yardım ediyor. Filmdeki 16 dakikalık performansıyla Oscar kazanan Anthony Hopkins, bu kısa sürede sinemanın en etkileyici seri katili profillerinden birini yaratmayı başardı. Thomas Harris’in aynı adlı kitabından Jonathan Demme'nin yönetmenliğinde sinemaya uyarlanan yapımın geçmiş ve gelecek bölümleri de çekildi.


Patrick BAteman - American Psycho
Bret Easton Ellis’in 1991 yılında yayımlanan kitabı, 2000’de beyaz perdeye uyarlandığında kitaptaki ağır cinsel içerikli ve vahşi cinayet sahneleri çıkarılmak zorunda kalındı. Ancak gündüz işadamı, gece seri katil Patrick Bateman’ı canlandıran Christian Bale, kitaptaki karakterin ruhunu yakalamakta çok başarılı bulundu. İyi eğitim almış, yüksek maaşlı bir iş sahibi olan Bateman, hayatını bulunduğu sosyal çevrenin kurallarına göre yaşayan bir adam olmanın yanı sıra geceleri fahişeleri öldürüp, parçalara ayırma alışkanlığı olan bir adamdı. Bateman, fahişelerle başladığı cinayetlerine, iş arkadaşlarını ve bir çocuğu dahil etti.



Norman Bates - Psycho
40 bin dolar çalıntı parayla bir otele sığınan kaçak bir kadın, annesiyle yaşayan garip motel müdürü ve yıllarca konuşulan unutulmaz duş sahnesi. Sinemanın en dahi isimlerinden Alfred Hitchcock’un 1960 yılında imza attığı yapım üzerinden yarım asra yakın zaman geçse de izleyende ilk günkü etkisini bırakmayı başarıyor. Kişilik bölünmesi yaşayan motel sahibi Norman Bates, ünlü seri katil Ed Gein gibi yıllar önce kaybettiği annesinin hayaliyle yaşıyor. Annesinin kıyafetlerini giyip onun kişiliğine bürünerek cinayet işliyor. Onu kim suçlayabilir ki, hepsi annesinin başının altından çıkıyor!



Roark Jr. - Sin City
Frank Miller'ın klasik grafik eserinin 2005 tarihli uyarlaması şimdiden beyazperdenin en özel yapımlarından biri oldu. Birçok hikaye ve yıldızın arasından sıyrılan isimlerden Roarke J.R. 'sapık' bir seri katilden intikam almaya çlışan bir katile dönüşüyor.



Jean-Baptiste - Koku: Bir Katilin Hikayesi
Sinemaya uyarlanması en çok beklenen yapımlardan biri olan Patrick Süskind’in Perfume adlı romanı, tarihin en önemli kurgusal seri katillerinden birinin hikayesi. Daha doğduğu anda, annesi tarafından ölüme terk edilen Jean-Baptiste Grenouille, her şeyin kokusunu alıp her kokuyu birbirinden ayırt edebilme yeteneğine sahipti. Bu sayede en güzel kadınların derilerini yüzüp, en güzel kokuları yarattı ancak bu uğurda ölüm saçtı.



Mickey - Mallory Knox - Natural Born Killers
Quentin Tarantino'nun senaryosunu yazdığı Oliver Stone'un filmi gösterildiği yıl bazı sahneleriyle tartışma yarattı ve yaş sınırı getirildi. Mickey ve Mallory, Mallory'e tacizde bulunan babasından başlayarak 666 nolu otoparkta hiç bir öldürme sebepleri olmadan, yolda geçeni ve kendilerine küçücük bir haksızlık yapanları bile öldürülürler. Bir yandan da hikayelerini tüm dünyaya anlatırlar. Film getirdiği medya ve sistem eleştirisiyle sinema tarihinde kendine önemli bir yer edindi.



Henry - Henry: Bir Seri Katilin Portresi
Seri katil Henry Lee Lucas'ın gerçek yaşamına dayanan, 1986 yılında John Mcnaughton tarafından yazılıp yönetilen filmin başrolünde Micheal Rooker yer alıyor. Hem sahneleriyle hem de psikolojik tahlilleriyle diğer seri katil filmlerinden ayrılan yapım türün en iyileri arasında gösteriliyor.


Dexter - Dexter
CNBC-e'de de yayınlanan dizide Michael C. Hall’un canlandırdığı Dexter, diğer meşhur seri katillerin aksine sadece kötüleri öldürüyor. Adaleti yerine getirdiğini düşünen katil, çoğu zaman kendini bir kahraman gibi görme noktasına bile geliyor. Kurbanlarını etkisiz hale getirdikten sonra onlara neden öldürülmeyi hak ettiklerini anlatıyor. Hatta ikinci sezonda kurbanların cesetleri su yüzüne çıkınca medya Körfez Limanı Kasabı adını verdiği bu katilin niyeti hakkında ikiye bölünüyor: Kimi bir kahraman olduğunu düşünürken kimiyse kesinlikle yakalanması gerektiğini düşünüyor.

Futbol - Aforizma

"Futbol maçlarına gidenlerin, şiddet düşkünü bir budalalar güruhu olduğu düşüncesi, iyi aile çocuğu entellektüellerin yanılsamasından başka bir şey değildir".
Jean-Claude Michéa

29 Ekim 2008 Çarşamba

Alkol Seansları > Pub Nedir?

Blog'un Bira tarafını es geçmeden alkole dair birşeyler de eklemek farz oldu.
Efendim ülkemizde de özellikle İstanbul'un canlı yerlerinde çokça yayılmaya başlayan "pub" adlı keyifli mekanlar nerden geliyor, nedir ne değildir mevzu bahis.
Bir Ankaralı olarak simitçi, mısır arabaları ve dönercilerin tutsağı olmuşken haftasonları başta maç önce ve sonraları olmak üzere soluğu bu tarz yerlerde alıyoruz.

Bilindiği üzere Biritanya kültürünün ürünü olup açılımı "public house" olan, mekanda illaki televizyonda yeşil zeminin ağırlığında maçların oynatıldığı, bar muhabbetlerinin döndüğü, bazı mekanlarda bilardo ve langırt gibi hede'lerin de bulunduğu, duvarlarda The Clash, Sex Pistols gibi British kültürünün ikon gruplarının yanında George Best fotoğraflarının da bulunmasını temenni ettiğimiz yerlerdir:) Çoğu pub sabah 11 akşam 11 açık oluyormuş. Pub'lar hemen hemen 600 yıldır isimlerini kendi kültürlerine ait geleneksel adları alıyor, The King's Arms, The Red Lion gibi. Özellikle bu mekanların kendilerine has tabelaları, logoları ön planda oluyor.

En eski pub ise St.Alban'da bulunan Fighting Cocks ve 11.yüzyıla dayanan bir geçmişi var.
Büyük çoğunluğu ki 53000 civarında İngiltetre ve Galler olmak üzere, İskoçya'da 5200, Kuzey İrlanda'da 1600 adet olmak üzere Birleşik Krallık'ta yaklaşık 60,000 pub olduğundan söz ediliyor ki buradaki adamları toplayıp partisini kursan iktidar olur (thanks to Erkan Can)...

Britanya kaynaklarında her daim pub'ların sosyal toplanma alanı olduğundan ve Britanya hayatının çok önemli bir parçası olduğundan dem vuruluyor. Özellikle grup halinde gelindiğinde sırayla diğerlerine içki ısmarlamanın adetten olduğu da eklenmiş. Bu abilerin en başta Guinness gibi 1759'dan beri İrlanda'da üretilen koyu renkli, ilk içimde acı tadıyla garip gelse de içtikçe güzelleşen ve en popüler biraları bitter tarzında biraların yanında birde cider adında İngiltere'nin Batı yakasında elmadan yapılan bira da epey meşhurmuş, ağzımın salyaları akarken bunu da eklemeyi görev bilirim.

Kendi kültürlerine ait ağır biraların yanında Alman, Belçikalı ve Fransız biraları da birçok pub'da bulunuyor, kışın içerde, yazın da bahçesi var ise pub'un bahçesinde püfür püfür mideye indiriliyor yavrular. İstatistik de döşeyelim hemen; Britanya insanı! yılda ortalama 99,4 litre bira içiyormuş ve bunların %80'i pub ve club'larda indragandi yapılıyormuş ki vay anam vay diyor kırmızı tenli dev adamlara selamları gönderiyoruz...

Lubos Michel Shakhtar Donetsk'te

Hakemlik kariyerine sakatlığı nedeniyle son veren Slovak Lubos Michel'in, Shakhtar Donetsk kulübünde yöneticilik görevine getirildiği açıklandı.

A Milliler'in, 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası'nda A Grubu'nda İsviçre ile yaptığı maçı yöneten ve sakatlığı nedeniyle geçen hafta sahalara veda etmek zorunda kalan Lubos Michel, Shakhtar Donetsk kulübünde yöneticilik görevine getirildi.

UEFA sitesinde yer alan habere göre, 2008 Avrupa Şampiyonlar Ligi finalinde Manchester United-Chelsea maçını, 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası'nda da A Milliler'in İsviçre ile yaptığı karşılaşmayı yöneten Michel, Ukrayna'da geçen sezonun şampiyonu Shakhtar Donetsk'te uluslararası turnuvalar başkanı oldu.


Michel, aşil tendonundan sakatlanması nedeniyle geçen hafta yeşil sahalara veda ettiğini açıklamıştı.

Ana dili olan Slovakça'nın yanı sıra İngilizce, Almanca, Rusça ve Lehçe bilen Michel, ''Donetsk'ten gelen teklif, beklemediğim bir şeydi, ancak futboldan kopmak istemediğim için kabul ettim'' dedi.

25 yaşında FIFA hakemi olan 40 yaşındaki Michel, 2003 UEFA Kupası finalinde Porto-Celtic maçını yönetti.

2002 Dünya Kupası ile 2004 Avrupa Futbol Şampiyonası çeyrek finallerinde de görev alan Michel, IFFHS tarafından 2005 yılının en iyi üçüncü hakemi seçildi, 2006 yılında ikinci, geçen yıl da en iyi üçüncü hakemliğe değer görüldü.

Michel, 2006 Dünya Kupası'nın da en iyi hakemi seçildi.

Ferguson'dan Blatter ve Madrid'e Gider

Tartışmaların alevlendiği nokta Manchester'in Christiano Ronaldo'nun takımdan ayrılmasına izin vermemesi ve ardından FIFA Başkanı Sepp Blatter'in Ronaldo üzerinden "modern köle" tanımlaması yaparak kulüplere yönelik yaptığı açıklamaydı. Mevzu biraz olsun unutulmuşken Ferguson esip gürledi geçtiğimiz günlerde. Kaldı ki Sporting'den ilk geldiği dönemde "adam olmaz" denilen, şahsi oyunuyla ön plana çıkan Ronaldo'dan olağanüstü bir futbolcu yaratan Ferguson'un parayı bastıran alır tarzındaki yaklaşımlara karşı duruşuna hak vermemek elde değil...İlk gönderme Blatter'e;

"Belki de çok yaşlanmıştır. Bilemiyorum. Ancak güç sahibi insanlarda bunlar olur. Tıpkı Afrika'daki diktatörler gibi Blatter de, gücü elinde tutarken saçma açıklamalar yapıp güvenilirliğini kaybediyor"


"General Franco'nun Takımı, İspanya'ya demokrasi gelmeden önce her istediğini elde etmeye çok alışmış olmalı"

Sir Alex, Real Madrid'e de epey saydırmış. Madrid'in Heinze'yi transfer etmesindeki gerçek nedenin Ronaldo'yu kadrolarına katma isteği olduğunun altını çizmiş ve eklemiş;
"Ne yaptıklarını biliyorum. Her ne kadar iyi bir oyuncu olsa da, Real Yönetimi Heinze ile ilgilenmiyordu. Asıl amaçları, Heinze'nin çok iyi arkadaşı olan Ronaldo'yu ele geçirmekti"

Kutlu Olsun & Mutlu OLsun

28 Ekim 2008 Salı

Sansür Vaziyetleri


Blogger üzerindeki sansür mahkeme tarafından çok şükür dedirten kaldırma kararıyla bozulunca Lig Tv gibi zaten herşeyi yasaklama yoluyla çözmeye çalışan iktidarın güçlerini birleştirmesi sonuç vermedi, en güzeli de bu oldu.
Ülkede içki satanlara, içenlere, internetteki kişisel alanlara, birçok internet sitesine en başta da insanların yaşama alanlarına, bireysel seçimlerine ve özgürlüklerine sansür koyan zihniyete mahkum şekilde yaşamaya devam ediyoruz. Ama baktığınızda her konuşmalarında Demokrasi ve özgürlük kelimeleri dillerinden düşmez. Bu adamların özgürlük anlayışı salt türbandan ibarettir ki bunu binbeşyüz sefer yaşadık. Telekulaklar, deniz fenerleri, polis merkezinde ölen Festus Okey ve Engin Çeber, bitmek bilmeyen işkenceler, 1 Mayıs'ta plastik mermi kullanılması, vatandaşı durduk yere tokatlayan polisler gibi birçok hadise ile polis devletinin en güzel örneği olmaya devam ediyoruz. Durmak yok vurguna devam!..

24 Ekim 2008 Cuma

Feeling Good

Mümkün mertebe fevkalade kliplere de yer vereyim derken unutuyoruz,
sıradaki parçamız Nina Simone'nin olağanüstü sesiyle yine bizi bizden aldığı eserlerinden olan ve Muse grubunun da bir o kadar güzel coverladığı Feeling Good adlı şaheser.
Hem orjinali hem de cover versiyonu koyalım ki kulakların pası silinsin, biraz sabredip yüklenmesini beklenerek taze taze dinlenmesi tavsiye edilir;

yeah freedom is mine

and you know how i feel

it's a new dawn it's a new day it's a new life for me

and i'm feeling good


Nina Simone - Orjinal versiyon


Muse - Cover

Banksy'den Tokatlar

Sokak Sanatçısı İngiliz Banksy'den çokça bahsedip olağanüstü zekice göndermelerle dolu yaptığı çalışmaları, graffitileri de boy boy asmıştık.
Bu kez de hayvanlar yoluyla yine tüketimde sınır tanımayan modern günümüz toplumuna ve hayvanları ve çevreyi katledip ardından gözboyayan toplumsal çalışmalar yapan umarsız uluslararası markalara yönelik mide isteyen bazı çalışmalar gerçekleştirmiş;

KFC hesabı, !Kızarmış butlar ketçapla yemlenirken'

Akvaryumdaki Fish Royal

Yalnız Maymun

İçi Boşaltılmış Güzellik

Tutsak Tweety

23 Ekim 2008 Perşembe

Kevin Spacey & Kulak

Kevin Spacey'den kulak şakası in Antalya


Se7en, American Beauty, The Usual Suspects ve K-PAX gibi birçok harika yapımda rol alıp her işi, her filmi takip edilen oyuncular arasında olan usta Kevin Spacey'den bize pek yabancı olmayan, hemen hemen her fotoğraf çekilişinde ilkokuldan başlayarak eşşek kadar adam halimizle bile yapmaya kalktığımız iki kulak hareketi:)

Hareketi yaptığı kişi ise Antalya Altın Portakal Festivali Başkanı, Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür Vakfı (TÜRSAK) Yönetim Kurulu Başkanı Engin Yiğitgil.
Bu sevimli gibi görünen Engin Bey geçmiş yıllarda yine festival sırasında bir bayana saldırıp gündeme gelmişti ki Kevin Abi'den yakışan bir hareket olarak tanımlıyoruz, hoş olmuş.

20 Ekim 2008 Pazartesi

2008 Yabancı Film Oscar Adayları

67 ülkenin Oscar adayları
Sinema dünyasının en prestijli ödülü Oscar ödüllerinde ‘En İyi Yabancı Film’ dalında yarışmak için ülkeler aday filmlerini seçtiler. Türkiye’nin Oscar aday adayı filmi ise ‘Üç Maymun’.

Oscar akademisi ‘En İyi Yabancı Film’ dalında başvuran ülkelerin adaylarını açıkladı. Daha önceden de bilindiği gibi Türkiye’nin ‘En İyi Yabancı film’ dalındaki adayı Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes Film Festivali’nde ‘En İyi Yönetmen’ ödülü alan filmi ‘Üç Maymun’. İşte diğer ülkelerin aday filmleri:

Afganistan, ‘Opium War’ (Siddiq Barmak)
Almanya, ‘The Baader Meinhof Complex’ (Uli Edel)
Arnavutluk, ‘The Sorrow of Mrs. Schneider’ (Piro Milkani and Eno Milkani)
Arjantin, ‘Lion’s Den’ (Pablo Trapero);
Avusturya, ‘Revanche’ (Gotz Spielmann)
Azerbeycan, ‘Fortress’ (Shamil Nacafzada)
Bangladeş, ‘Aha!’ (Enamul Karim Nirjhar)
Belçika, ‘Eldorado’ ‘Bouli Lanners’
Bosna Hersek, ‘Snow’ (Aida Begic)
Brezilya, ‘Last Stop 174’ (Bruno Barreto)
Bulgaristan, ‘Zift’ (Javor Gardev)
Cezayir, ‘Masquerades’ (Lyes Salem)
Çin, ‘Dream Weavers’ (Jun Gu)
Çek Cumhuriyeti, ‘The Karamazovs’ (Petr Zelenka)
Danimarka, ‘Worlds Apart’ (Niels Arden Oplev)
Estonya, ‘I Was Here’ (Rene Vilbre)
Fas, ‘Goodbye Mothers’ (Mohamed Ismail)
Finlandiya, ‘The Home of Dark Butterflies’ (Dome Karukoski)
Filistin, ‘Salt of This Sea’ (Annemarie Jacir)
Filipinler, ‘Ploning’ (Dante Nico Garcia)

Fransa, ‘The Class’ (Laurent Cantet)
Gürcistan, ‘Mediator’ (Dito Tsintsadze)
Güney Afrika, ‘Jerusalema’ (Ralph Ziman)
Hırvatistan, ‘No One’s Son’ (Arsen Anton Ostojic)
Hong Kong, ‘Painted Skin’ (Gordon Chan)
Hindistan, ‘Taare Zameen Par’ (Aamir Khan)
Hollanda, ‘Dunya & Desie’ (Dana Nechushtan)
İngiltere, ‘Hope Eternal’ (Karl Francis)
İran, ‘The Song of Sparrows’ (Majid Majidi)
İsrail, ‘Waltz with Bashir’ (Ari Folman)
İspanya, ‘The Blind Sunflowers’ (Jose Luis Cuerda)
İsveç, ‘Everlasting Moments’ (Jan Troell)
İsviçre, ‘The Friend’ (Micha Lewinsky)
İtaly, ‘Gomorra’ (Matteo Garrone)
İzlanda, ‘White Night Wedding’ (Baltasar Kormakur)
Japonya, ‘Departures’ (Yojiro Takita)
Kanada, ‘The Necessities of Life’ (Benoit Pilon)
Kazakhstan, ‘Tulpan’ (Sergey Dvortsevoy)
Kırgızistan, ‘Heavens Blue’ (Marie Jaoul de Poncheville)
Kolombiya, ‘Dog Eat Dog’ (Carlos Moreno)
Kore, ‘Crossing’ (Tae-kyun Kim)
Letonya, ‘Defenders of Riga’ (Aigars Grauba)
Lübnan, ‘Under the Bombs’ (Philippe Aractingi)
Litvanya, ‘Loss’ (Maris Martinsons)
Lüksemburg, ‘Nuits d’Arabie’ (Paul Kieffer)
Macaristan, ‘Iska’s Journey’ (Csaba Bollok)
Makedonya, ‘I’m from Titov Veles’ (Teona Strugar Mitevska)
Meksika, ‘Tear This Heart Out’ (Roberto Sneider)
Mısır, ‘The Island’ (Sherif Arafa)
Norveç, ‘O’Horten’ (Bent Hamer)
Polonya, ‘Tricks’ (Andrzej Jakimowski)
Portekiz, ‘Our Beloved Month of August’ (Miguel Gomes)
Romanya, ‘The Rest Is Silence’ (Nae Caranfil)
Rusya, ‘Mermaid’ (Anna Melikyan)
Sırbistan, ‘The Tour’ (Goran Markovic)
Singapur, ‘My Magic’ (Eric Khoo)
Slovakya, ‘Blind Loves’ (Juraj Lehotsky)
Slovenya, ‘Rooster’s Breakfast’ (Marko Nabersnik)
Şili, ‘Tony Manero’ (Pablo Larrain)
Tayvan, ‘Cape No. 7’ (Te-Sheng Wei)
Tayland, ‘Love of Siam’ (Chookiat Sakveerakul)

Türkiye, ’3 Monkeys’ (Nuri Bilge Ceylan)
Ukrayna, ‘Illusion of Fear’ (Aleksandr Kiriyenko)
Uruguay, ‘Kill Them All’ (Esteban Schroeder)
Ürdün, ‘Captain Abu Raed’ (Amin Matalqa)
Venezuella, ‘The Color of Fame’ (Alejandro Bellame Palacios)
Yunanistan, ‘Correction’ (Thanos Anastopoulos)

Mani mani mani

Para - Elinin kiri temalı, kapitalizmin çöktüğü, herkesin para derdine düşüp neye yatırım yapsam diye fellik fellik gezdiği bir ortamda ütopik bir fotoğraf:)
'Amaç değil araç' tadındaki klasik bir açıklamaya da uyan bir kare...

Avrupa'dan Notlar


-Oynadığı istikrarlı futboluyla Barça'nın ve İspanya milli takımının vazgeçilmezi olan Xavi Barcelona formasıyla 10.yılını geçiriyor,

-Eto'o rekora doymuyor efenim, geçtiğimiz hafta Atl. Madrid filelerini de havalandırarak 100.golünü de geride bıraktı.



-Atl.Bilbao'nun simge isimlerinden Joseba Etxeberria bu yıl para almadan oynuyormuş ve 2009-2010 sezonu itibariyle de efsaneleştiği kulübünde futbolu bırakacakmış ki ufak yaşta Sociedad'tan o yaştaki bir futbolcu için o dönemki rekoru kırarak Bilbao'ya gelmiş, çok yönlü futbolu ve birçok pozisyonsa oynayabilmesi nedeniyle formayı kimseye bırakmamıştı.

-Aurelio parıl parıl parlıyor. 7.hafta maçında Mallorca karşısında 2 asist yaparak galibiyetteki rolü ile maçın da oyuncusu seçilen Aurelio basından fazlasıyla övgüler alırken, Fenerbahçeli arkadaşlar muhtemelen hala gittiğine yanıyodur ki objektif olarak bakıldığında yeri doldurulamayacak tek futbolcuydu kendisi.


-Bundesliga'da Sinan KAloğlu coştu bilindiği gibi üzere, Borissia Monchengladbah maçında da golünü yazarak 3.golünü attı ki izlediğimiz kadarıyla gayet rahat hareketleri ve uyumuyla pek zorlanmıyor gibi.

-Çok yeni haber olmasa da Torsten Frings milli takımı bırakacağını açıklamış. Gerekçesi de milli takım kadrosunda eskisi gibi yer almaması ve son Rusya maçında sadece 6 dakika görev verilmesiymiş ki inkar etse de bir dargınlık sözkonusu. Aynı şekilde Kuranyi'de ilk 11'de adının olmadığını öğrenip stadı terketmişti bildiğim kadarıyla.

-Villarreal geçtiğimiz günlerde Capdevilla ile sözleşmesini 2011'e kadar uzattı. 2007'de Deportivo'dan gelip şahane bir performans ortaya koyarak bu sözleşmeyi kuruşuna kadar haketti Capdevilla. Deportivo'nun takım olarak çöküşünde o da silinip gitmişti ki küllerinden doğdu diyebiliriz.

-Everton David Moyes'le 5 yıl daha uzattı. İskoç teknik adam 2002'den beri mavi'lerle birlikte çalışırken geçtiğimiz yıllarda yıln teknik adamı gibi ödüller de kazanmıştı.

-İngiltere'de West HAm epeydir boşta gezen Diego Tristan'ı transfer etmiş. Deportivo'da altın yıllarını yaşayan ve benim de tarzını ve tekniğini çok beğendiğim bir oyuncu olup kariyeri dibe vurmuştu son seferi olan Livorno ile birlikte, riskli bir transfer Zola ve West Ham için...

Altın Portakal - Kapanış

45. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Film” ödülünü Ben Hopkins’in “Pazar-Bir Ticaret Masalı” adlı filmi aldı.

Festivalde Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın sonuçları açıklandı. Festivalde ödüller şöyle dağıldı:
* En İyi Film: Pazar-Bir Ticaret Masalı (Ben Hopkins)
* Altın Portakal SİYAD En İyi Film Ödülü: Hayat Var (Reha Erdem)
* Yurtiçi Kargo Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü: Nokta (Derviş Zaim)
* Behlül Dal Digitürk Genç Yetenek Jüri Özel Ödülü: Aydın Bulut (Başka Semtin Çocukları)
* En İyi Yönetmen: Derviş Zaim (Nokta)
* En İyi Senaryo: Ben Hopkins, (Pazar-Bir Ticaret Masalı)
* En İyi Müzik: Mazlum Çimen (Nokta)
* En İyi Kadın Oyuncu: Nurgül Yeşilçay (Vicdan)

* En İyi Erkek Oyuncu: Tayanç Ayaydın (Pazar-Bir Ticaret Masalı)
* En İyi Sanat Yönetmeni: Türker İşçi (Başka Semtin Çocukları)
* En İyi Görüntü Yönetmeni: Zekeriya Kurtuluş (Vicdan)
* En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Övül Avkıran (Pandora’nın Kutusu)
* En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Volga Sorgu Tekinoğlu (Başka Semtin Çocukları)
* En İyi Kurgu: Mustafa Preşeva (Vicdan)
* En İyi Laboratuvar: Fono Film (Gökten Üç Elma Düştü-Vicdan)
* En İyi Saç ve Makyaj: Vicdan
* En İyi Kostüm: Zeynep Sırlıkıya (Pazar-Bir Ticaret Masalı)
* En İyi Ses Tasarımı-Miksaj: Nokta
* En İyi Özel Efekt: Burak Balkan (Üç Maymun)

Hollywood’un ünlü isimleri Kevin Spacey, Bo Derek, Marisa Tomei, Matthew Modine, Mickey Rourke’un da arasında bulunduğu aktör ve aktrisler, kırmızı halıda basın mensuplarının objektiflerine poz vermekle kalmadılar, kendilerini görmeye gelen Antalyalıların da yanına giderek tokalaştılar.

Ertuğrul Günay, konuşmasının ardından “Sinema ve Sanata Katkı Ödülü”nü Marisa Tomei’ye verdi. Tomei, Antalya insanlarına ve kendisini bu festivale davet eden herkese teşekkür etti.
Antalya Valisi Alaaddin Yüksel de “Evita”, “Zor Ölüm” gibi filmlerin danışmanlığını yapan ünlü yapımcı Michael J. Warner’e “Onur Ödülü” verdi. Warner, kendisini ödüle layık gören herkese teşekkürlerini sundu.

MICKEY ROURKE’A ÖDÜL
Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel, sinemanın hayat olduğunu belirterek, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin 45 senedir Türk sineması, 4 senedir de dünya sinemasına güç verdiğini söyledi.
Türel, “Siyam Balığı”, “9,5 Hafta” gibi filmleriyle tanınan, son olarak “Güreşçi” filmiyle uzun bir aradan sonra yeniden beyaz perdeye geri dönen Mickey Rourke’a “Onur Ödülü” verdi.

KEVIN SPACEY’E ONUR ÖDÜLÜ
Türkiye Sinema ve Audovisuel Vakfı (TÜRSAK) Başkanı Engin Yiğitgil, “Kültürleri birbirine bağlayan bir köprüyü adımladılar. Beyaz perdeye yansıyan din, ırk, kültür farklılıkları dünyaya gülmenin, yaratıcılığın ışığını taşıdı. 45 yıldır içtenlikle sahiplenen, festivali görkemiyle gelenek haline getiren herkese sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.

Yiğitgil, konuşmasının ardından ilk onur ödülünü “Amerikan Güzeli” ve “Olağan Şüpheliler” gibi filmleriyle sinema tarihine adını yazdıran Oskar’lı aktör Kevin Spacey’e verdi. Ödül için teşekkür eden Spacey, Türkiye’ye ilk kez geldiğini ve Antalya’da bulunduğu iki günde çok özel deneyimler yaşadığını söyledi.
Master class adı verilen derslerde genç sinemacılarla bir araya geldiğini anlatan Spacey, şunları söyledi:

“Master class’ta gördüğüm heyecan beni sevindirdi. Tüm film komisyonlarınız ve hükümetinizin genç sinemacıları kalpten destekleyeceğini biliyorum. Onlar Hollywood’a ulaşmak istiyorlar ama onlar Hollywood’u değil, Hollywood onları keşfetmeli.”

Kevin Spacey, sahneden, “Olağan Şüpheliler” filminde canlandırdığı Kaiser Soze rolünde olduğu gibi topallayarak ayrıldı.

AVRASYA FİLM FESTİVALİ ÖDÜLLERİ
45. Antalya Altın Portakal Film Festivali ile birlikte düzenlenen 4. Uluslararası Avrasya Film Festivali’nin ödülleri de açıklandı.

Jüri Başkanı Paul Verhoeven, 12 filmi değerlendirirken kültürler arası etkileşimin zenginliğine hayran kaldığını söyledi. Yarışmada muazzam bir çeşitlilikle karşılaştıklarını belirten Verhoeven, “Bu çeşitlilik jürinin fikirlerine de yansıdı. Yoğun tartışmaların ardından jüri üyeleri kazananları belirledi” diye konuştu.

Festivalde “En İyi Yönetmen” ödülü “Bitmeyen Yürüyüş” adlı filmle Hirokazu Koreeda’ya verildi. Koreeda’nın ödülünü Matthew Modine aldı. Modine, “Hiç bu kadar gülmeye hazır ve bu kadar kolay gülen bir milletle karşılaşmamıştım” dedi.

“En İyi Film” ödülünün sahibi ise Karim Dridi’nin yönetmenliğini yaptığı “Khamsa” oldu. Film ekibi adına ödülü Tcheky Karyo aldı.

“Türkiye’de bulunduğumda hissettiğim coşkuyu ve duyguları paylaşmak için bir kaç cümle söylemek istiyorum” diyen Karyo, “Burada sokaklarda, her yerde babamı görüyorum. Türk erkeklerinin güzel enerjilerini, mizahlarını ve yüce gönüllerini hissediyorum” şeklinde konuştu.

ENGİN ÇEBER’İN ANNESİNE İTHAF
Festivalde bu yıl ilk kez verilen Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) ödülünün sahibi ise “Üç Maymun” oldu.

NETPAC ödülünü, Özcan Alper’in “Sonbahar” adlı filmi aldı. Alper, filminde F tipi cezaevlerinde yaşananları anlattığını belirterek, “Ne yazık ki sokakta, dışarıda bizim kadar şanslı olmayan bir genç, karakolda ve cezaevinde dövülerek öldürüldü. Bu ödülü bizim kadar şanslı olmayan Engin Ceber’in annesine ithaf etmek istiyorum” dedi.

“Sinema Eleştirmenleri Ödülü”nü Derviş Zaim’in “Nokta” adlı filmi alırken, “Senaryo Geliştirme Ödülü”nün sahibi de “El Yazısı” adlı filmin senaristi Ali Vatansever oldu.
Gecede, “Piyanist” adlı filmle Oscar alan ünlü aktör Adrien Brody’e de katılımından dolayı Altın Portakal heykelciği verildi.

SİNEMANIN DUAYENLERİNE ONUR ÖDÜLÜ
Gecede Türk sinemasının çınarları Muhterem Nur, Eşref Kolçak ve Yücel Çakmaklı’ya da onur ödülleri verildi. Törene Muhterem Nur katılamazken, Yücel Çakmaklı yaptığı konuşmada, bugüne kadar hep kamera gerisinde olduğunu ve ödül almaya alışık olmadığını söyledi.

Eşref Kolçak ise şöyle konuştu:

“Yıllardır karşınızdayım, inşallah birkaç yıl daha karşınızda olacağım. Bu yıl sinemamız 90 yaşında. Ne mutlu bana ki ben bunun 64 yılını yaşadım. Bu 64 yılımı sinemanın kanunsuz zamanında yaşadım. Bu yıl sinemamız bir kanuna kavuştu. Yalnız beyin özürlüler tarafından hazırlanan bir kanunla karşılaştık. Hazırlanan kanunda yapımcı var, yönetmen, senarist, müzisyen, kameraman var, oyuncu yok efendim.

Sayın Bakan rica ediyorum. Bu beyin özürlülerin bizlere yakıştırdıkları bu kanunu değiştirin, kanunsuz olarak ölen bir çok arkadaşlarımızın hiç değilse ruhları rahatlasın. Benim ikinci bir 50 yılım yok. Hiç değilse ben de onlar gibi gözü açık ölmeyeyim. Beni bugünlere getiren tek şey, sizlerin sevgisi ve alkışı.”

16 Ekim 2008 Perşembe

Amy Winehouse - vol.2

Blogun ilk zamanlarında 'You Know I'm No Good' adlı müstesna eseriyle yer verdiğimiz muhteşem yorumcu Amy Winehouse'dan nağmeler ile devam edelim istedim.
KIsaca bu güzel varlıktan söz etmek gerekirse 1983 yılında iyiki doğmuş dedirten, İngiliz caz, soul yorumcusu, besteci, söz yazarı, şarkılara ruh veren olağanüstü sesiyle ilk duyulduğu an'dan itibaren manyaklaştırıcı etkiye sahip güzide insandır kendisi.
Hürriyet gibi gudik gaztelerde sık sık alkollüyken ya da uyuşturucu ile ilgili haberlerde rastlanmaktadır. Özellikle uyuşturucu ile olan haşır neşirliği geçmişteki süper yıldızların hazin sonu gibi genç yaşta overdose ile mi sona erecek diye tedirgin şekilde sordurtmaktadır.



2004'te Frank, 2007'de ise müzik tarihinin en başarılı albümlerinden biri olan 'Back to Black' albümü ile yer yerinden oynamış bilumum müzik ödülüne layık görülmüştür.
Kötü giyinebilir evet, ucube gibi kabarık saçına da eyvallah, sık sık olaylı konserler ve müzik dışı mevzularla adı haberlerde yer alsa da şimdiden vazgeçilmez olmuştur, müziğin George Best'i gibi bir anti-kahraman misali gönüllerdedir kendisi.

Bir bukle şarkı bizzat yorumcumuz Amy Winehouse'tan...

Back to Black


Love is a Losing Game

Uzay Yolu > Yeniden

Nam-ı diğer Star Trek, Kaptan Kirk, Mr.Spock ve Doktor ile birlikte Atılgan uzay gemisiyle geçmiş dönemlerde fenomen olmuş bir diziydi.
Özellikle bizler daha çok 73 yapımı, Sadri Alışık abimizin Turist Ömer Uzayda filmiyle daha çok haşır neşir olduk, o daha bir bizdendi, harbiydi illaki:)
Misal Ömer'in ağır tavırlarıyla dikkat çeken Mr.Spock'a 'Spakettin' diye seslenişi, "kompüter" adlı efsanevi buluşa toto-loto sonuçlarını soruşu, gemide kapıların sürekli "fışt-fışt" sesleriyle açılıp kapanması, Kaptan Kirk'in İstanbul Beyefendisi tadındaki hal ve hareketleri, birbirinin tuzlu tuzlu yüzünü yalayan manyak karakterlerle şahsen gönlümü fethetmiştir.

Eskiye dönüş artık çokça başvurulan, zaten hali hazırda hayran kitlesi oluşmuş, nostaljiseverleri de çekebilme özelliğiyle yapımcıların gelsin paralar diyerekten ellerini ovuşturdukları bir husus.
Benim için bu tekrar çevrimde tek göze çarpan husus Heroes'tan akılda kalan belki de tek şey olan Sylar karakterini oynayan abimizin burda rol almasıdır, gerisi hikaye gibi duruyor.
İlgilenneler için, detayları geçelim yine de;

Gene Roddenberry tarafından yaratılan bilim kurgu yapımı 'Uzay Yolu/ Star Trek' bugüne kadar 6 televizyon dizisi, 10 sinema filmi, yüzlerce roman ve video oyunu olarak hayranlarıyla buluştu. 8 Eylül Cuma, 2006 yılında televizyon yayının 40'ıncı yılı kutlanan 'Uzay Yolu' 'Lost'un yaratıcısı J.J.Abrams'ın yönetmenliğinde 11. kez beyazperdeye geliyor. Yeni nesil 'Star Trek' Mayıs 2009'da ABD'de gösterime girecek. Dizinin en ünlü karakterlerinden 'Spock' rolünde ise tanıdık bir yüz, Heroes'un Sylar'ı Zachary Quinto var.