20 Haziran 2008 Cuma

Yo yoo Olamaz!..

Özellikle kulüp düzeyinde yapılan uluslararası maçlarda düzeyini! her defasında belli eden güzide spor basınımızdan akıl dolu! bir başlık ve bomba daha; bunlara bi 'çakmak' lazım-mış


Karikatür Arası > Yiğit Özgür

hani bi ilhan irem vardı...

19 Haziran 2008 Perşembe

Fernando León de Aranoa

Los Lunes Al Sol / Güneşli Pazartesiler'in, başucu filmimizin yönetmeni, zamanın bizim olmadığı bir dünyada günlerden Pazartesi olmuş olmamış kaç yazar? dedirten filmin, liman kenti işçilerine, kapitalizme, işçi sınıfına ayna tutan filmin mimarından filme ve kaybettiklerini arayanlara dair;


"Geçici bir iş bulmak umuduyla her gün kuyruklara giriyorlar, bekleme odalarında zaman öldürüyorlar. Her gün doldurdukları ürkütücü başvuru formlarını iyi tanıyorlar. Bir süredir, izledikleri yolun yanlış olduğuna dair şüpheleri olsa da bu konuda konuşmuyorlar. Ayakta kalmak için mücadele ettiklerini, inatçı, cesur ve dirençli olduklarını biliyoruz. Bu onların hikayesi. Güncel olmasına karşın daha çok geçmişte kalmış gibi görünen bir hikaye. Hızlı kazanç peşindeki küresel ekonominin önemsemeden kapının önüne koyduğu bir grup işsizin, sistemin dar koridorlarında hayata açılan acil çıkış kapılarını aramasının hikayesi.


Bir an için saatleri durdurmak, şüpheleri ve hatalarıyla yüzleşmek istiyorlar. Yanlış yöne saptıkları ana geri dönmeyi ve baştan başlamayı, şu an bildiklerini o zaman fark etmiş olmayı istiyorlar. Her gün kendilerine her şeyin değişeceğini söylüyorlar... Yarın, öbür gün ya da gelecek ay.

Bırakın, bugüne kadar kıyıda köşede kalmış, yerel gazetelerde birkaç satırla geçiştirilmiş olan bu insanlar bir kez olsun başrolde oynasınlar. Dergilerden başkalarının hayatlarını okuyanlar, ay sonunu zor getirenler, bir sonraki ayı düşünmek bile istemeyenler... Öykülerimiz, filmlerimiz, umutlarımız onları anlatmalı. Hayallerimiz onların da hayallerini, yaşamlarından kesitleri içermeli. Güçleri, inançları ve anlık zayıflıkları bizi duygulandırmalı
".

Manu Chao & İstanbul

Barselona'da bir savaş yaşıyoruz, para savaşı, emlak spekülasyonu savaşı. Bütün şehirlerin aynılaştırılması savaşı! Şehirleri birer birer kaybediyoruz.

Gezgin sanatçı, Barselona aşığı, dünya vatandaşı güzel insan Manu Chao'dan tüm şehirlerin birbirine benzemeye başlaması, farklı kültürlerin yokedilp modernleşme ya da dönüşüm adı altında yapılanlara dair birkaç kelam;
Barselona düşmek üzere. Bütün kentlerin aynılaştırılması sözkonusu. Pek çok yerde benzer şeyler yaşanıyor ve biz şehirleri birer birer kaybediyoruz.
Bir gün Barselona'yı gerçekten kaybettiğimize kanaat getirip buradan çekip gitmek istersem, gideceğim şehir İstanbul olacaktır... İstanbul'dan çok güzel kareler, anılar kazılı kaldı hafızamda. Umarım o da düşmez, keşfettiğim günlerdeki gibi güzel kalır hep...

Bunları söylerken Manu Chao'nun İstanbul'da gerçekleştirilen Kentsel Dönüşüm adı altında yapılan, Sulukule ve çingene kültürünü yok etme mevzuundan haberi yokmuş, haberi olur olmaz da sitesinde Sulukule yaşayanlarının acil uluslararası çağrısının metnini kendi sitesinde de duyurmuş.

18 Haziran 2008 Çarşamba

Başkalarının Hayatı

> kod adı hgw xx/7

Das Laben Der Anderen orjinal adıyla geçtiğimiz yıl yabancı film dalında oscarı kucaklamış, arşivlik film nedir ya da film nedir sorularına verilebilecek en güzel cevaplardan biri bu film.
Berlin duvarı yıkılmadan önce duvarın "öteki" tarafındaki hayatlara, 1984 yılında Doğu Berlin'den başlayan ve gizli polis örgütü olan Stasi örgütü adına çalışan Yüzbaşı Wiesler'in ve sistemin artık paranoyakça herkesi izlemesi, şüpheci yaklaşımıyla insanlık boyutunda olaylara mercek tutuyor.

Başroldeki Ulrich Mühe'nin olağanüstü performansının altında gerçekten o zamanları yaşaması, en yakın arkadaşları sandığı kişiler tarafından dinlenmesi gerçeği gibi kurgu değil yaşanmış gerçekleri görmüş olması filmi de performansını da eşsiz kılıyor.
Hele filmin son sahnesi olan kendisi için yazılmış kitabı görüp kitapçıdan alırken, kasadaki adamın hediye paketi mi olacak? sorusuna "Hayır, bu kitap benim için" repliği filmin en güzel sahnelerinden biri şüphesiz.


İdeal bir sistem var mı diye sordurtan filmdir bir yandan, Küba'da ve birçok ülkede görülen sanatçılara yapılan baskılar, yoketmeler derken çıkış noktası insanlık ve demokrasi olan bu sistemlerin bile bazı kişiler ve kurumlar tarafından diktatörlük boyutuna varan yaptırımları gibi..

Yüzbaşının bir sanatçıyı takip altına alınmasının ardından evinden aldığı Brecht romanı belki de katı sistemde derinlerde gömülmüş insanlığını harekete geçirir, gönülden bağlı olduğu bu sisteme karşı gelmeye kadar gidecek, piyano başındaki sahneyle insanı kendinden geçirecek, düşünme özgürlüğü, insanlara yardım edebilme dürtüsü, Stasi'nin insanları çözebilme adına yaptıkları, katı insan ilişkileri, kadın-erkek ilişkileri ve filmin sonlarına doğru adamı kemiren bitmek bilmeyen gerilim dolu sahneler de cabası.

Velhasıl böyle şıp diye anlatılacak bir film değil, hala izlemeyenler için ilk tercih olmalı dediğim, tez vakit alınıp arşivlenesi, yükselişte olan Alman sinemasının en güzel örneklerinden biri Başkalarının Hayatı. Dvd'si ülkemizde de geçtiğimiz aylarda çıkmış, özelliklerde ekstralarında çok güzel ayrıntıların da bulunduğu tam bir arşivlik efenim...

16 Haziran 2008 Pazartesi

Nakavt !

Turnuva başladığından beri kimin nerde oynadığı belli olmayan, dağınık bir görüntü çizen, savunmada beklenen sorunları yaşayan, organize olmakta zorlanan bir milli takım izledik.
Hamit'in sağ bekte sıkışıp kalması, kanat organizasyonlarının yetersizliği, hava toplarında etkili top indirecek bir santraforumuzun olmaması, Nihat'ın rakip savunmalar içinde yok edilmesi gibi birçok teknik yönetim kaynaklı sorun yaşadık.
Terim geç de olsa uyandı hatalarında diretmedi ama İsviçre maçıyla başlayan ki o maçı da iman gücüyle kazandık desek yeridir, özellikle çek Cumhuriyeti karşısındaki sonucu futbolla ilişkilendirmek, anlatabilmek pek mümkün değil, ulusal kimliğimizin, inatçı karakterin bu sonuçta etkili olduğunu düşünüyorum.

İlk 11'ler açıklandığında bile rakip takımın nasıl oynayacağı belliyken, Koller'e şişirilen ve indirilen toplarla pozisyona girmeye çalışacaklarını sokaktaki adam bile tahmin ederken önlem alamamak, gözgöre göre gole davetiye çıkarmak gibi anlaşılmaz hatalar yaptık. İkinci gol de bağıra bağıra geldi adeta. Emre Güngör kenara geldiğinde savunmanın ortası bomboş kalmışken neden bir futbolcu oraya girip o boşluğu kapatmaz, oyuncu değişkliğine izin vermeyen hakemin de etkisi sözkonusu ama herşeyi şansa bırakmasak olmuyor nedense.
Velhasıl o kadar kötü oynarken, umutlar tükenmişken muazzam bir 20 dakika oynadık, sürekli yerden oynayıp, özellikle sağ kanatta Hamit'i kullanarak pozisyon aradık, bulduk, inatla tekrar denedik, derken Arda'nın çok kritik golü bizi kendimize getirdi. Çek'ler komaya girmişken Nihat'In goller ardarda geldi. Cech gibi bir kalecinin topu elinden kaçırmasında ise şans bizimleydi. Futbol ve Avrupa Şampiyonası tarihinde hep sözedilecek, mükemmel bir geri dönüş tarihi yazıldı dün akşam. Volkan konusu ise aynı ligde yaptığı abuk hareketler gibi anlamsız, mide bulandırıcı. Bu kadar amatör, saçmalayan, sinirine hakim olamayan bir adamı anlatacak kelime bulamıyorum açıkçası. Maçı kazanmamız onun da bir nevi kurtuluşu oldu.

Euro 2008'den Kareler

Oldum olası Dünya Kupası'nın renklerini aratan, sıkıcı futbolla özdeşleşen, özellikle son iki şampiyonada savunma güvenliğinin artık can sıkıcı boyutlara gelmesiyle ızdırap çektiren Avrupa Şampiyonası yine aynı vaziyette devam ederken, bizim dağınık ama enteresan sonuçlarımız, şampiyonadan çekilelim kampanyası yürüten evsahibi Avusturya'nın güzel futbolu, Hırvatistan'ın grup maçlarındaki yükselişini buraya taşıması, İspanya'nın nihayet milli takım düzeyinde ışık göstermesi, Van Basten'in temellerini önceden attığı Hollanda'nın makine gibi muhteşem futbol resitali gibi unsurlar az çok renk kattı turnuvaya...






10 Haziran 2008 Salı

Kült Film

Günümüzde anlamının dışında, her popüler olan abidik gubidik film için kült film tabiri kullanılırken anlam itibariyle geçmişten beri kenarda köşede kalmış, geniş çevrelerce bilinmeyen fakat kendi çapında sevenleri bulunan, bazen absürd korku filmleri Evil Dead gibi, bazen bir dönemin ruhunu taşıyan Easy Rider gibi, bazense çözülemeyen problemler gibi karışık filmler pi, Memento gibi filmler olabilmekte. Tanıyalım, görelim efenim;

Kült Nedir?

Kült, esas olarak dini bir anlama sahiptir. Bu anlam genel kabullerin ve alışılmışın dışında, çoğunluk tarafından kabul görmeyen ve dışlanan, az sayıda takipçisi olan bir inanışı temsil eder! Günümüzde kullanılış şeklinden dolayı anlaşıldığı gibi pozitif bir anlam ifade etmez ve esasen negatif bir anlam taşır! Kült' sözcüğü Türkçe'ye Fransızcadan (culte) gelmiştir. Kelimenin köklerine baktığımızda ise latince kökenli 'Cultus' yani 'Tapınma' anlamını taşıdığını görürüz!

Kült Film Neye Denir?

Kült ile ilgili bir de 'Kült Film' tabiri dilimizde sıkça kullanılmaktadır!
Mainstream tabir edilen gişe amaçlı yapılmış filmlerden farklı olarak bulunduğu zaman içerisinde fazlaca bir iltifat görmeyen ancak aradan geçen zamanla birlikte belirli bir kitle ya da kitleler arasında yayılarak alışılmışın dışında ünlenen filmler için kullanılır! Bunun dışında bir film gösterime girdiği tarihlerde de gişe başarıları elde etmiş fakat aradan geçen zamana rağmen (bu süre içerisinde film, çekim teknikleri ya da konu anlatımı olarak güncelliğini yitirse de) halen belli bir kemik kitle tarafından fanatikçe destek görüyorsa (Ör: Pulp Fiction, Star Trek vs.)
bu tür filmler de 'Kült Filmler' kategorisinde gösterilmektedir!

Birçok kaynakta verilen yıllara ayrılmış 100 filmlik bir Kült Film Listesi

1960s:

A Bout de Souffle (1960; dir by Jean-Luc Godard)
Psycho (1960; dir by Alfred Hitchcock)
Dr. No (1962; dir by Terence Young)
The Pink Panther (1963; dir by Blake Edwards)
Le Mépris (1963; dir by Jean-Luc Godard)
Giulietta degli Spiriti (1965; dir by Federico Fellini)
Repulsion (1965; dir by Roman Polanski)
Per un Qualche di Dollaro in Piu (1965; dir by Sergio Leone)
Il Buono, Il Brutto, Il Cattivo (1966; dir by Sergio Leone)
Blow-Up (1966; dir by Michelangelo Antonioni)
Persona (1966; dir by Ingmar Bergman)
Le Samourai (1967; dir by Jean-Pierre Melville)
Belle de Jour (1967; dir by Luis Bunuel)
The Fearless Vampire Killers (1967; dir by Roman Polanski)
The Graduate (1967; dir by Mike Nichols)
Don't Make Waves (1967; dir by Alexander Mackendrick)
Point Blank (1967; dir by John Boorman)
In Cold Blood (1967; dir by Richard Brooks)
2001: A Space Odyssey (1968; dir by Stanley Kubrick)
If.... (1968; dir by Lindsay Anderson)
Rosemary's Baby (1968; dir by Roman Polanski)
Night of the Living Dead (1968; dir by George A. Romero)
C'Era Una Volta il West (1968; dir by Sergio Leone)
The Wild Bunch (1969; dir by Sam Peckinpah)
Easy Rider (1969; dir by Dennis Hopper)
Midnight Cowboy (1969; dir by John Schlesinger)
On Her Majesty's Secret Service (1969; dir by Peter R. Hunt)
Que la Bête Meure (1969; dir by Claude Chabrol)
Môjû (1969; dir by Yasuzo Masamura; aka Blind Beast)

1970s:

Zabriskie Point (1970; dir by Michelangelo Antonioni)
La Rupture (1970; dir by Claude Chabrol)
A Clockwork Orange (1971; dir by Stanley Kubrick)
Two-Lane Blacktop (1971; dir by Monte Hellman)
Straw Dogs (1971; dir by Sam Peckinpah)
Deliverance (1972; dir by John Boorman)
Solyaris (1972; dir by Andrei Tarkovski)
Pat Garrett & Billy the Kid (1973; dir by Sam Peckinpah)
Turks Fruit (1973; dir by Paul Verhoeven)
La Grande Bouffe (1973; dir by Marco Ferreri)
Sleeper (1973; dir by Woody Allen)
The Godfather, Part II (1974; dir by Francis Ford Coppola)
The Texas Chain Saw Massacre (1974; dir by Tobe Hooper)
Chinatown (1974; dir by Roman Polanski)
Profondo Rosso (1975; dir by Dario Argento)
Taxi Driver (1976; dir by Martin Scorsese)
The Tenant (1976; dir by Roman Polanski)
Murder by Death (1976; dir by Robert Moore)
Logan's Run (1976; dir by Michael Anderson)
Suspiria (1977; dir by Dario Argento)
Star Wars Episode IV: A New Hope (1977; dir by George Lucas)
The Spy Who Loved Me (1977; dir by Lewis Gilbert)
Demon Seed (1977; dir by Donald Cammell)
The Man Who Fell to Earth (1977; dir by Nicolas Roeg)
Apocalypse Now (1978; dir by Francis Ford Coppola)
Dawn of the Dead (1978; dir by George A: Romero)
Life of Brian (1979; dir by Terry Jones)
I... Comme Icare (1979; dir by Henri Verneuil)
Stalker (1979; dir by Andrei Tarkovski)

1980s:

Star Wars Episode V: The Empire Strikes Back (1980; dir by Irvin Kershner)
The Ninth Configuration (1980; dir by William Peter Blatty)
The Shining (1980; dir by Stanley Kubrick)
Wolfen (1981; dir by Michael Wadleigh)
Mad Max 2: The Road Warrior (1981; dir by George Miller)
Excalibur (1981; dir by John Boorman)
Blade Runner (1982; dir by Ridley Scott)
Les Fantomes du Chapelier (1982; dir by Claude Chabrol)
Koyaanisqatsi (1983; dir by Godfrey Regis)
The Hunger (1983; dir by Tony Scott)
The Terminator (1984; dir by James Cameron)
The Company of Wolves (1984; dir by Neil Jordan)
Kaze No Tani No Naushika (1984; dir, scr; aka Nausicaä of the Valley of the Winds)
Legend (1985; dir by Ridley Scott)
Brazil (1985; dir by Terry Gilliam)
Henry - Portrait of a Serial Killer (1986; dir by John McNaughton)
In a Glass Cage (1986; dir by Agustin Villaronga)
Raising Arizona (1987; dir by Joel Coen)
Angel Heart (1987; dir by Alan Parker)
Die Hard (1988; dir by John McTiernan)
Santa Sangre (1989; dir by Alejandro Jodorowsky)
The Killer (1989; dir by John Woo)

1990s:

Jacob's Ladder (1990; dir by Adrian Lyne)
Bullet in the Head (1990; dir by John Woo)
Barton Fink (1991; dir by Joen Coen)
Delicatessen (1991; dir by Jeunet et Caro)
Reservoir Dogs (1992; dir by Quentin Tarantino)
True Romance (1993; dir by Tony Scott)
Nightmare Before Christmas (1993; dir by Henry Selick)
Nattevagten (1994; dir by Ole Bornedal)
The Hudsucker Proxy (1994; dir by Joel Coen)
Pulp Fiction (1994; dir by Quentin Tarantino)
Natural Born Killers (1994; dir by Oliver Stone)
Riget (1994/97; dir by Lars von Trier)
Twelve Monkeys (1995; dir by Terry Gilliam)
Tokyo-Ken (1995; dir by Shinya Tsukamoto)
Crying Freeman (1995; dir by Christophe Gans)
Tesis (1996; dir by Alejandro Amenabar)
Dead Man (1996; dir by Jim Jarmusch)
Jackie Brown (1997)
The Sixth Sense (1999; dir by M. Night Shyamalan)
Being John Malkovich (1999; dir by Spike Jonze)

8 Haziran 2008 Pazar

Martin Luther King

Çocuklarımın renklerinden dolayı yargılanmadığı, renk körü bir toplumda yaşamak istiyorum...


I have a dream!.. diye söze başlayarak yaptığı konuşma efsaneleşen, şiddet olmadan barışçıl çözümlere başvuran bu nedenle Nobel barış Ödülü de almış olan, Vietnam savaşına karşı açıklamaları nedeniyle basın tarafından ırkçıları harekete geçiren hedef gösteren haberlere geçmiş (ne kadar tanıdık değil mi), siyahların hakları için ömrünü mücadeleye vermiş, "uğrunda ölmeye değer bir amacınız yoksa yaşamanın amacı yoktur" cümleleriyle bu görüşünü de pekiştirmiş, yüzyılın en önemli isimlerinden kuşkusuz.

Çok sesli, çok renkli adamların tek kurşunluk nihayetlerinden biri, tıpkı diğer özgürlükçü, eşitlik yanlısı, toplumsal barış adına büyük adım atanlar gibi...Malcolm X, "Bobby" Kennedy gibi...

Penguen Kapak!

Bu haftaki mizah dergi kapakları birbirinden başarılı,
en sağlam tayfanın Uykusuz'a geçmesi nedeniyle biraz gözardı ettiğimiz (ah keşke altay öktem de geçeydi) Penguen'in bu haftaiçi çıkan dergideki malum dinleme skandalındaki başroldeki diğer isim Önder Sav'a yönelik şahane kapağı...

7 Haziran 2008 Cumartesi

F.D. & Futbol

Bir kara sevda, aşk. Kaybetmeler, paylaşmak sevinci ve acıyı da ama...
Çocukluk, büyümeyen bir çocukluk...
Ait olmak ya da sahiplenmek duygusu...
Bazen kaybetmek; isyan, şiddet, adalet
ve hakkaniyeti sorgulamalar...
Zamana bırakılan ani ve zahiri duygulara inat sonunda yine...
Şartsız, hesapsız, kuralsız: Karşılıksız sevmeler...

Bir futbol takımını sevmek karşılıksız sevme sanatçılığıdır karın doyurmaz, ruh doyurur ve 'sosyal güvencesi' vardır; her zafer veya hüsranın ardından uzun uzun anılara ve aslında kendi hayatınıza geri dönüşler yapar ortak sevdanızın ışığında ve dostlarınızın arasında iyi hissedersiniz kendinizi.


4 Haziran 2008 Çarşamba

İçmek Lazım


Sıradaki lezzet durağı, 1962lere dayanan yılların eskitemediği, enfes tadını ahududu aromasına borçlu, gazozlar içinden bir seni seçtim denilesi şahane meşrubatımız, canımız...
Ne yazıkki her yerde bulunması mümkün olmayan, bazı büyük marketler, bazı benzinlik ve sevilesi bakkal amcaların dükkanında bulunabilen, diğer gazozların klasikleşen tadına tad katmış, farklı aromalarda da yapılmış ama hiç rastlanmayan gazozumuz.
Ufak cam şişede iddiasız, bir o kadar da eski tasarımıyla gözden kaçsa da bir kere içince devamı muhakkak getirilir, şişe şişe evlere taşınır, ısrarla isteyiniz efenim...

3 Haziran 2008 Salı

Altın Koza & Tuncel Kurtiz


Adana Belediyesi'nin de katkılarıyla düzenlenen 15. Altın Koza Film Festivali kapılarını açtı.
450 sanatçının katılacağı ve halk ile sanatçı birlikteliği gibi aktivitelerin düzenleneceği festival bu sene usta oyuncu, ülkemizin sayılı karakter oyuncularından Tuncel Kurtiz'e adanmış. Tuncel Kurtiz'in oynadığı, sinemamızda iz bırakmış birçok filmi de bu kapsamda gösterilcek.
Son olarak Yaşamın Kıyısında yüzünü gösteren büyük oyuncunun özellikle Yılmaz Güney'in muhteşem filmi Umut, sinemamızın devlerinden Sürü filmlerinin dışında pek bilinmeyen filmde hem başrol hem de hikaye anlatıcısı olarak izlenmesi farz olan İnat Hikayeleri filmlerini bu adamı sevenler bir kenara not etmeli.

Ayrıca bu seneki festival programında Sinemamızın En İyi 10 filmi seçilen eserler özel bir bölüm olarak gösterilecek. Seçkideki filmler filmler;
Ömer Kavur'un ''Anayurt Oteli'', Ömer Lütfü Akad'ın ''Gelin'', Zeki Demirkubuz'un ''Masumiyet'', Yavuz Turgul'un ''Muhsin Bey'', Atıf Yılmaz'ın ''Selvi Boylum Al Yazmalım'', Metin Erksan'ın ''Susuz Yaz'', Zeki Ökten'in ''Sürü'', Yılmaz Güney'in ''Umut'', Nuri Bilge Ceylan'ın ''Uzak'' ve Şerif Gören'in ''Yol'' filmleri.

Yine Yol filmine hitaben açılan resim sergisi, paneller, Fransa-İspanya-İtalya filmlerini kapsayan Akdeniz Filmleri gösterimi gibi etkinliklerin ardından, 15.Altın Koza Film Festivali 8 Haziran Pazar günü son bulacak.

Tapılası Koleksiyon

Sözkonusu koleksiyon bir üniversite öğrencisi ve belliki sağlam cukkası ve bağlantıları olan Özgür Çift'e ait 650 parçalık birbirinden değerli parçalardan oluşuyor..
Şöyle bir bakıldığında Fight Club'tan Tyler Durden'in kürk paltosu, Saw-Testere filminden nadide parçalar, Baba filminden Marlon Brando'nun giydiği palto, Sil Baştan'da Kate Winslet'in giydiği botlar, Forrest Gump'tan Forrest'in çocukken taktığı metal bacaklar, Örümcek Adam'dan kostümler ve daha nicesi.
Bilkent üni, Grafik Tasarım öğrencisi arkadaş, zamanla Amerika'ya gidip film stüdyolarıyla bağlantılar kurmuş, açık arttımalara katılarak başladığı bu serüvende artık olayı abartıp ne var ne yoksa toplamış.

60 küsür parçayla şimdi alışveriş merkezleriyle anlaşıp insanlara sergi olarak sunmaya karar vermiş.
İstanbul ayağı 2 gün önce sona erdi. Sonraki duraklar;
5-11 Haziran tarihleri arasında Gaziantep, 13-22 Haziran tarihleri arasında Adana, 25 Haziran-1 Temmuz tarihleri arasında Konya, 3-13 Temmuz tarihleri arasında Ankara Antares Alışveriş Merkezi'nde, 16-20 Temmuz'da ise Kartal M1 Merkez Alışveriş Merkezi'nde yer alacak, kaçırmamak lazım.