kimim ki ben, sana rüyalar taşıyan?
Henüz ilk kısa filmi Apartman ile yurtiçi-dışı dikkatleri üzerine toplayıp Tatil Kitabı ile ödüller toplayan, Bizim Büyük Çaresizliğimiz ile kendini daha da sevdiren adam Seyfi Teoman...Rahat uyusun, yarım kalan işler var sorulmayan sorular hani bu yaşta bu vakitte hiç de şık olmadı...
"herkesin inandığı bir şey var bu .mına kodugumun hayatında, benimki de sensin..."
9 Mayıs 2012 Çarşamba
1 Mayıs 2012 Salı
30 Nisan 2012 Pazartesi
Pops !
Futbol takımında olsa ve yaptığı mücadelenin onda birini gösterse ilah ilan edilir, omuzlardan inmezdin herhalde. Daha geldiği gün farkını-yüreğini ortaya koyan, pota altını karartan ve baskjetbol takımımızdaki orjin olarak tek pota altı oyuncusu Mensah Abi. Keşke gitmese diyeceğim ama her sene olduğu gibi bazı oyuncular bizde kariyer zirvesi yaparak gidiyorlar ve onlaruı tutacak bütçe ya da yönetim de ıolmadı şu ana dek. Seni bir sene daha izlemek baldan da tatlı olur...
6 Nisan 2012 Cuma
Lights Out - Sahne
'Lights Out' 2011 itibariyle bir sezon gösterilip iptal edilen birçok diziden biri. Aslında isabet de olmuş diyebiliriz. Boks filmleri-dizileri hususunda türe yerni bir soluk getiren ya da ters köşeye yatıran bir yapım değil. Çerezlik diyebileceğimiz 13 bölümlük, atıştırmalık bir mini dizi.
Lakin güzel sahneler durumlar da mevcut, boksörlerin nerdeyse kronik sorunlarından boksör demansı adı verilen dementia hastalığı, ünlenip birden yok olmaları, bir sendikalarının olmaması, simsarların ve bahis çetelerinin elinde oyuncak olmaları gibi hususlara güzel parmak basılmış. Hemen her zirveye çıkan, spotların altındaki ünlü gibi zirveden dibe vurmanın hikayesi...
Sahne olarak da başroldeki tipik İrlandalı, savaşçı ve bir o kadar inatçı 'Lights' lakaplı abimizin herşey bittikten türlü çileler çekilip uzun ara verilip boksa döndükten sonra ve zafer sarhoşu olması beklenirken sarfettiği "Who won?" sözcükleri noktayı koyar final bölümünde ki çok güzel bir sahnedir, ortalama bir dizi için çok güzel bir final yapmıştır, ilgililere duyrulur...
21 Ocak 2012 Cumartesi
Dead Man's Shoes
“Tanrı onları bağışlayacak. Onları bağışlayacak ve cennetin kapılarını açacak.
Bunu kabullenemem...
İntikam filmi ise mevzu Oldboy bir, Dead Man's Shoes ikidir benim nazarımda ki Shane Meadows ne çekse izlerim, insana dair nokta atışı yapan derinlere nüfus eden, müzikleri olağanüstü kullanan, sıradan gibi görünen oyuncular seçip maksimum verim alan, bizi bizden alan adam Sahne abi...
İntikam kadar pişmanlığın da filmi aynı zamanda, fazla söz etmek istemiyorum tüyo verip de izlemeyenlere ayıp olur, tekrar tekrar izlenesi filmlerden kendisi hala izlemeyenler varsa. Görmezden gelen topluma da tokat babında, bir ayıba sessiz kalmak sizi kurtarmıyor suya sabuna dokunmayan korkak vatandaş!..
Bunu kabullenemem...
İntikam filmi ise mevzu Oldboy bir, Dead Man's Shoes ikidir benim nazarımda ki Shane Meadows ne çekse izlerim, insana dair nokta atışı yapan derinlere nüfus eden, müzikleri olağanüstü kullanan, sıradan gibi görünen oyuncular seçip maksimum verim alan, bizi bizden alan adam Sahne abi...
İntikam kadar pişmanlığın da filmi aynı zamanda, fazla söz etmek istemiyorum tüyo verip de izlemeyenlere ayıp olur, tekrar tekrar izlenesi filmlerden kendisi hala izlemeyenler varsa. Görmezden gelen topluma da tokat babında, bir ayıba sessiz kalmak sizi kurtarmıyor suya sabuna dokunmayan korkak vatandaş!..
13 Ocak 2012 Cuma
Ninna Ninna
The Soparanos'ta 6.sezon bölümlerinden biri daha biterken henüz vokalin sesini duyar duymaz acayip oldum yahu, bu ne müzik bu ne ses arkadaş.
Şaheserin adı "ninna ninna" , epeyce eski italyan folk eseri ki sahibi bilinmiyor galiba, anonim diyelim:)
hep çalsın dinlerim diyebileceğim şarkılara yenisi eklendi ama harbiden mükemmel ama cızırtılı o hoş plak seslerinden geliyor sanki ses, anlamasak da hissediyoruz bişeyler sayın abim...
Şaheserin adı "ninna ninna" , epeyce eski italyan folk eseri ki sahibi bilinmiyor galiba, anonim diyelim:)
hep çalsın dinlerim diyebileceğim şarkılara yenisi eklendi ama harbiden mükemmel ama cızırtılı o hoş plak seslerinden geliyor sanki ses, anlamasak da hissediyoruz bişeyler sayın abim...
2 Ocak 2012 Pazartesi
Damages
2007 yılı itibariyle hayatımıza giren geçtiğimiz yıl kriz ardından güç bela 4.sezonu çekilen ve 5.sezonu beklenen ki final sezonu olası, harika dizi şeysi Damages. Hukuk mevzuları, yasadaki boşluklar, türlü entrikalar babında dizinin adı da tazminat manasında kullanılıyor yanılmıyorsam. Özellikle benim gibi drama tarzı dizileri sevenler için bulunmaz nimet. Az tanınmış ama abartısız harika oyunculardan maksimum verim alınmış, senaryosu, kurgusu dehşetengiz. Keza flashback ve flashforward olayını lost misali bokunu çıkarmadan tam tadında vermeleri de ayrı güzellik.
Genel dizilerin yapısı ve sinemada hatta başrolde hastası olduğumuz Glenn Close'un oynadığı Patty Hewes gibi baskın ve onun etrafında dönen bir kurgu pek görmedim şahsen. Genelde erkek adamlar savaşır hatunlar fonda estetik amaçlı kulanılır malesef durum bu. Ama burda tam tersi diyebiliriz. Bu kadar güçlü, narsist, başarı odaklı, acımasız ve bir o kadar yalnız bir karakter Patty Hewes. Diğer karakterler, olaylar, durumlar da tek taraflı bakılmadan hatta çoğu zaman 4.sezonda olduğu gibi ülke politikalarını kalaylama derecesine varan eleştirel bir tutum sözkonusu. Ken Loach'un son olarak değindiği gibi burda da Amerikalı askerlerin taşeron güvenlik firmalarını denizaşırı ülkelerde kullanıp vuku bulan onlarca illegal duruma değiniliyor. Günümüz dünyasıyla paralel gayet güzel şekilde izleniyor efendim.
Önceki sezonlarda bir sahnede fonda Sabahat Akkiraz'ın dsa bir şarkısını duymak mümkün:)
Tribünden Palavra Anılar
Beşiktaş her dönemde, "Futbol erkek oyunudur!" sözünün kalesiydi.
...Baba Hakkı kendisine tekme atan Adnan'a tokatı yapıştırmıştı. Neler oldu, nasıl ayrıldılar, gözümün önünde yok ama böyle bir durumdan sonra bugün ne olur, hakem ne yapar?
O gün oyuncular yatıştırılmış, maç devam etmişti...
**
Baba Hakkı'nın bir de Melih Bey'i kovalama olayı dillere destandı. Melih BeyFenerbahçe'de santrafor oynayan ünlü bir atletti. İşte Baba Hakkı, ne olduysa, bir Fenerbahçe-Beşiktaş maçında Melih Beye kızıpüstüne yürüyünce, atletimiz kaçmak gereği duymuş.
Melih Bey önde Baba Hakkı arkada sahayı bir tur dönmüşler. Öbür oyuncular şaşkın onlara bakarlarmış...
**
Baba Hakkı Karagümrük'e gidip semt maçlarını izliyor, oradan gözüne kestirdiği oyuncuları transfer ediyormuş. Bu gençleri hep sokak arlarından bulmuş.
Onlarla antrenmanlarda kendi ilgileniyor, nasıl oynamaları gerektiğini iyice anlatıp öyle alıyormuş takıma. Sıkıysa Baba'nın istediği gibi oynamasınlar!..
Beşiktaş o yıl Karagümrük'ten toplama gençlerle şampiyon olmuştu.
**
Bir keresinde de Baba Hakkı kornerden gol atan takım arkadaşı Şükrü'yü kovalamıştı. Tribünler bile bir yorum yapamamışlardı bu olaya. Geçenlerde bir anı yazısından öğrendim nedenini. Şükrü korneri atacağı sırada Bab Hakkı, "Pas ver," demiş. Şükrü dinlemeyip atmış korneri. Gol olmuş.
Tam sevinçle kollarını kaldırırken bakmış Baba Hakkı üstüne doğru koşuyor.
Söz dinleyip pas vermediği için kaptanın kızdığını sanarak kaçmaya başlamış.
Oysa Baba Hakkı onu öpmeye geliyormuş...
tribünden palavra anılar / memet fuat
ufacık ama bir o kadar da büyük kitap eski anılar ya da rivayetler...
fotoğraftaki gazete küpüründe yazan olay da ayrı mevzu. Harp Okulu ile karşılaşan Beşiktaş ilk yarı sonunda soyunma odasına 3-0 yenik girer. Baba Hakkı dönüş biletlerini alır eline, Bu maçı alamazsanız yırtarım allahıma tadında bir konuşma yapar. Hem korku hem de inanılmaz bir saygıları varmış topçuların, ulan niye o zaman doğmadım dedirtir. Maç sonucu mu? 3-6 olmuş, yayan gitmekten kurtulmuş bizimkiler:)
...Baba Hakkı kendisine tekme atan Adnan'a tokatı yapıştırmıştı. Neler oldu, nasıl ayrıldılar, gözümün önünde yok ama böyle bir durumdan sonra bugün ne olur, hakem ne yapar?
O gün oyuncular yatıştırılmış, maç devam etmişti...
**
Baba Hakkı'nın bir de Melih Bey'i kovalama olayı dillere destandı. Melih BeyFenerbahçe'de santrafor oynayan ünlü bir atletti. İşte Baba Hakkı, ne olduysa, bir Fenerbahçe-Beşiktaş maçında Melih Beye kızıpüstüne yürüyünce, atletimiz kaçmak gereği duymuş.
Melih Bey önde Baba Hakkı arkada sahayı bir tur dönmüşler. Öbür oyuncular şaşkın onlara bakarlarmış...
**
Baba Hakkı Karagümrük'e gidip semt maçlarını izliyor, oradan gözüne kestirdiği oyuncuları transfer ediyormuş. Bu gençleri hep sokak arlarından bulmuş.
Onlarla antrenmanlarda kendi ilgileniyor, nasıl oynamaları gerektiğini iyice anlatıp öyle alıyormuş takıma. Sıkıysa Baba'nın istediği gibi oynamasınlar!..
Beşiktaş o yıl Karagümrük'ten toplama gençlerle şampiyon olmuştu.
**
Bir keresinde de Baba Hakkı kornerden gol atan takım arkadaşı Şükrü'yü kovalamıştı. Tribünler bile bir yorum yapamamışlardı bu olaya. Geçenlerde bir anı yazısından öğrendim nedenini. Şükrü korneri atacağı sırada Bab Hakkı, "Pas ver," demiş. Şükrü dinlemeyip atmış korneri. Gol olmuş.
Tam sevinçle kollarını kaldırırken bakmış Baba Hakkı üstüne doğru koşuyor.
Söz dinleyip pas vermediği için kaptanın kızdığını sanarak kaçmaya başlamış.
Oysa Baba Hakkı onu öpmeye geliyormuş...
tribünden palavra anılar / memet fuat
ufacık ama bir o kadar da büyük kitap eski anılar ya da rivayetler...
fotoğraftaki gazete küpüründe yazan olay da ayrı mevzu. Harp Okulu ile karşılaşan Beşiktaş ilk yarı sonunda soyunma odasına 3-0 yenik girer. Baba Hakkı dönüş biletlerini alır eline, Bu maçı alamazsanız yırtarım allahıma tadında bir konuşma yapar. Hem korku hem de inanılmaz bir saygıları varmış topçuların, ulan niye o zaman doğmadım dedirtir. Maç sonucu mu? 3-6 olmuş, yayan gitmekten kurtulmuş bizimkiler:)
31 Aralık 2011 Cumartesi
Yılbaşı, Yılsonu, 2012, Mayalar Haklı Çıksa Keşke vesaire
Alternatif yılbaşı olarak, kararında bira -bomonti ve tuborg tavsiye edilir- fonda türk sanat müziği ya da rahmetli tenor ömer yılmazın seslendirdiği mükemmel türküler, ardından sevilen filmlerden tercihen: pulp fiction, lock stock and two smoking barrels, tuzlu fıstık pringlesın sarı olanından ve abur cubur... İyi seneler, ne kadar iyi olabilirse artık:)
''Televizyon denilen bu orospu çocuğunu seyredip sıkıntını dağıtmaya çalıştığında, yalnızca kendini kötü daha da kötü hissediyordun. Bitip tükenmeden birbiri ardına anlamsız yüzler geçiyordu karşından. İçlerinde birkaç tane ünlünün de bulunduğu sonsuz bir aptallar resmi geçidiydi televizyon. Eğlence programları güldürmüyordu, dramalar da dördüncü sınıf şeylerdi.''
Bukowski
''Televizyon denilen bu orospu çocuğunu seyredip sıkıntını dağıtmaya çalıştığında, yalnızca kendini kötü daha da kötü hissediyordun. Bitip tükenmeden birbiri ardına anlamsız yüzler geçiyordu karşından. İçlerinde birkaç tane ünlünün de bulunduğu sonsuz bir aptallar resmi geçidiydi televizyon. Eğlence programları güldürmüyordu, dramalar da dördüncü sınıf şeylerdi.''
Bukowski
22 Aralık 2011 Perşembe
Vefa
Fotoğraf çok şey anlatıyor, başkaldırıya karşı tüm insani duygularla birlikte hareket eden 3 adamın hikayesi. Modern zamanlara göre kaybeden ama asıl kazanan adamlar onlar.
1968 olimpiyatları 200 metrede kazannalar ödül törenine çıktıklarında siyah eldivenli iki afro amerikalı Tommie Smith ve John Carlos atlet spor tarihine geçmişti bile. Sporu da aşıp dünya gündemine oturmuşlar hatta günümüzde bile duvarlarda posterleri asılı durmakta birçoklarının...
Kariyerleri de o an bitmişti. Seramonide hep gözlerden kaçan üçüncü kişi ise bir beyaz, Avustralyalı Peter Norman. Bu protestoyu birlikte hazırlamışlar, Norman da insan haklarına dair bir rozeti iğnelemiş sol yanına, ülkesine döndüğünde onun da sonu gelmiş haliyle siyahların hakkını savunan biri nasıl barınabilirdi ki hele o dönemlerde. Bu üç kaybeden hep görüşmüşler, haberleşmişler, velhasıl yakın zamanda Avustralyalı Peter Norman vefat ettiğinde tabutu taşıyanlar tabiki Tommie Smith ve John Carlos olmuş...
15 Aralık 2011 Perşembe
Ey Özgürlük
Uzun zaman sonra yüzlerin güldüğü, sağlam bir maçla paça biçilemez mutlulukla bir günü tamamlarken trainspotting'den çalmak zorunda olduğum alıntıyla bitireyim. Fernandes'in topa vurduğu ve kapalının uçtuğu gol anı için ve niceleri için söylenebilir...
"yaşadığın en güzel orgazmı düşün , bunu binle çarp , bu bile yaşayacağın zevk yanında bir hiç kalır"
13 Aralık 2011 Salı
demiş...
''Kendimi bir şişe kola gibi hissetmeye başlamıştım. Ve çevremde beni popüler bir şişe haline getirmek için pazarlama dolapları dönüyordu. Ve bilirsin, kolanın tadı bok gibidir. Ama her yerde posterleri vardır, o yüzden insanlar satın alır. İşte ben de bok gibi bir tadım varmış ve sebepsiz yere satın alınıyormuşum gibi hissediyordum.''
Heath Ledger
11 Aralık 2011 Pazar
9 Aralık 2011 Cuma
Naked
...
-mahşer günü geldiginde
mahşerin kendisi...
o evrim sıçramasi sürecinin
bir parçasi olmus olacak.
-evet. her ne olursa olsun...
insanoglu yok olmayacaktır.
-yok olmalı. mahserin en temel tanımında...
insanoglu en azindan madde biçimini
alıp dogru yok olacaktir.
-"madde biçimi" derken
ne demek istiyorsun?
-evrimleşecek.
-neye doğru?
-maddenin ötesindeki bir şeye.
saf düşünceden oluşan türlere.
katılıyor musun?
-evet. hayalet gibi bir şey.
-hayır hayaletle alakası yok
seni korkak ibne!
algı kapasitemizin dışında
birşeye.
evrensel bir bilince.
tanrıya
ki o da aynı mantıkla...
zamanın ta kendisidir.
-sen tanrıya inanmiyorsun ki!
-tanrıya elbette inanıyorum.
bak Brian sorun şu ki...
tanrı nefret dolu bir tanrıdır.
bunun sebebi...
tanrı iyi olsaydı
şeytanın dünyada ne işi olurdu?
acı, nefret
açgözlülük ve savaşlar neden var?
hiç mantıklı değil.
fakat eğer tanrı boktan bir piç ise
"dünyada iyilik neden var?" diye sorabilirsin.
"aşk umut ve zevk neden var?"
diye sorabilirsin.
gel şununla yüzleşelim.
iyi kötü tarafindan düzülmek için vardır.
iyinin yadsınamaz varlığı
kötünün hava basmasini sağlar.
bu yüzden tanrı kötüdür.
ve kaç tane geçmiş ya da gelecek
varlığın olursa olsun...
bunların tümü acı ve ıstırap
ve hastalık ve ölüm tarafindan...
delik deşik edilecektir.
görüyorsun brian tanrı seni sevmiyor.
tanrı seni küçümsüyor.
yani hiç umut yok...
ve insanoğlu sadece
şeytanın kendi kendini yarattiğı...
cihazın bir bileşeni.
katılıyor musun?
temelde benim söylediğim...
bir kaç tane yumurta kırmadan
omlet yapamazsin...
ve insanoğlu sadece kırık
bir yumurtadır...
''ve omlet... berbat kokuyor.''
-mahşer günü geldiginde
mahşerin kendisi...
o evrim sıçramasi sürecinin
bir parçasi olmus olacak.
-evet. her ne olursa olsun...
insanoglu yok olmayacaktır.
-yok olmalı. mahserin en temel tanımında...
insanoglu en azindan madde biçimini
alıp dogru yok olacaktir.
-"madde biçimi" derken
ne demek istiyorsun?
-evrimleşecek.
-neye doğru?
-maddenin ötesindeki bir şeye.
saf düşünceden oluşan türlere.
katılıyor musun?
-evet. hayalet gibi bir şey.
-hayır hayaletle alakası yok
seni korkak ibne!
algı kapasitemizin dışında
birşeye.
evrensel bir bilince.
tanrıya
ki o da aynı mantıkla...
zamanın ta kendisidir.
-sen tanrıya inanmiyorsun ki!
-tanrıya elbette inanıyorum.
bak Brian sorun şu ki...
tanrı nefret dolu bir tanrıdır.
bunun sebebi...
tanrı iyi olsaydı
şeytanın dünyada ne işi olurdu?
acı, nefret
açgözlülük ve savaşlar neden var?
hiç mantıklı değil.
fakat eğer tanrı boktan bir piç ise
"dünyada iyilik neden var?" diye sorabilirsin.
"aşk umut ve zevk neden var?"
diye sorabilirsin.
gel şununla yüzleşelim.
iyi kötü tarafindan düzülmek için vardır.
iyinin yadsınamaz varlığı
kötünün hava basmasini sağlar.
bu yüzden tanrı kötüdür.
ve kaç tane geçmiş ya da gelecek
varlığın olursa olsun...
bunların tümü acı ve ıstırap
ve hastalık ve ölüm tarafindan...
delik deşik edilecektir.
görüyorsun brian tanrı seni sevmiyor.
tanrı seni küçümsüyor.
yani hiç umut yok...
ve insanoğlu sadece
şeytanın kendi kendini yarattiğı...
cihazın bir bileşeni.
katılıyor musun?
temelde benim söylediğim...
bir kaç tane yumurta kırmadan
omlet yapamazsin...
ve insanoğlu sadece kırık
bir yumurtadır...
''ve omlet... berbat kokuyor.''
4 Aralık 2011 Pazar
R.I.P.
“Savunmacılara çalım atmak diktatörlere çalım atmaktan daha kolay…
Siz zoru başaracak, Brezilya’ya demokrasi şampiyonluğunu getireceksiniz!”
Socrates
Siz zoru başaracak, Brezilya’ya demokrasi şampiyonluğunu getireceksiniz!”
Socrates
Gelecek Uzun Sürer
"savaş bir gün biterse kendimize şunu sormalıyız, peki ya ölüleri ne yapacağız, neden öldüler?"
cesare pavese
Sonbahar ile gönüllerimizi fetheden Özcan Alper daha ikinci filmiyle her işi takip edilecekelr listesine eklendi bile. İlk filmi Sonbahar'da Yusuf ve Elka'nın imkansız aşkına benzer bir imkansız aşk, benzer acılar, yaşananlar, kürt meselesine dair tokat gibi çarpan gerçek hikayeler, Dİyarbakır'ın hikayesi bir yandan filme evsahipliği yapan şehrin güzelliklerini görmek mümkün.
Özellikle faili meçhuller-gidenler kadar kalanların bu sebepten daha çok doğudaki kadınların hikayesi bu film, filmde Sumru'nun araştırdığı tez konusu olan anadolunun ağıtları yakışmış. Yönetmenin Sonbahar'da olduğu gibi görüntüye dair ayrıntıları, harika ve çeşitli müzik örnekleri bu filmde de mevcut keza edebiyat göndermeleri de...
Açılış ve final sahnesi olarak şimdiden en iyiler arasında yerini almıştır acayip güzeldi hele ki açılış sahnesi. Yine korsan dvdci ahmet ki çok güzel bir karakter, uyku tutmayıp bir sigara yakıp başladığı monolog Masumiyet'ten beri gördüğüm en iyisi diyebilirim.
Hüzünlü, acı, bir o kadar gerçek bir film yapmış bizi düşüncelere boğarak Özcan Alper.İyi de etmiş, ben sevdim sayın abim, yeni projelerini beklemeye bile başladım hatta...
cesare pavese
Sonbahar ile gönüllerimizi fetheden Özcan Alper daha ikinci filmiyle her işi takip edilecekelr listesine eklendi bile. İlk filmi Sonbahar'da Yusuf ve Elka'nın imkansız aşkına benzer bir imkansız aşk, benzer acılar, yaşananlar, kürt meselesine dair tokat gibi çarpan gerçek hikayeler, Dİyarbakır'ın hikayesi bir yandan filme evsahipliği yapan şehrin güzelliklerini görmek mümkün.
Özellikle faili meçhuller-gidenler kadar kalanların bu sebepten daha çok doğudaki kadınların hikayesi bu film, filmde Sumru'nun araştırdığı tez konusu olan anadolunun ağıtları yakışmış. Yönetmenin Sonbahar'da olduğu gibi görüntüye dair ayrıntıları, harika ve çeşitli müzik örnekleri bu filmde de mevcut keza edebiyat göndermeleri de...
Açılış ve final sahnesi olarak şimdiden en iyiler arasında yerini almıştır acayip güzeldi hele ki açılış sahnesi. Yine korsan dvdci ahmet ki çok güzel bir karakter, uyku tutmayıp bir sigara yakıp başladığı monolog Masumiyet'ten beri gördüğüm en iyisi diyebilirim.
Hüzünlü, acı, bir o kadar gerçek bir film yapmış bizi düşüncelere boğarak Özcan Alper.İyi de etmiş, ben sevdim sayın abim, yeni projelerini beklemeye bile başladım hatta...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














