12 Temmuz 2008 Cumartesi

Orantılı Güç

Olaylı 1 Mayıs (olaysızı varsa göster diyenleri duyar gibiyim:) sonrası basılan parti merkezleri, bözek ilacı misali bolca sıkılan biber gazları ve işin bokunun çıkartılıp plastik mermi yağdırılmasının ardından haklı olarak çıkan kıyametin ardından emniyet müdürü Celalaettin Cerrah'ın yine umarsızca yaptığı Orantılı Güç hususunda bobiler'den güzel bir çalışma;


11 Temmuz 2008 Cuma

Aforizma > Futbol


"Futbolu bir kez oynayanlar, bir daha hiç oynamasalar bile, her zaman yaşayacaklardır."
Bertrand Russell

6 Temmuz 2008 Pazar

Replik > Los Lunes Al Sol

Bu film gerçek bir hikayeden uyarlanmamıştır, binlerce gerçek hikayeden yola çıkarak uyarlanmıştır...


Santa: "Önemli olan sizin tanrıya inanıp inanmadığınız değil, tanrının size inanıp inanmadığı. Ve ben biliyorum ki bana inanmıyor"

5 Temmuz 2008 Cumartesi

Beşiktaş Dingonun Ahırı Kulübü

Dünkü spor tarihimize geçecek olan terlik mevzuundan sonra hala Sinan Engin'i savunabilecek babayiğit bulunabilir mi bilmiyorum.
Tek bildiğimiz Beşiktaş erimeye, kaybolmaya, küçülmeye devam ediyor gerçek olan bu...
Plansız programsız yola çıkan, moda deyimle vizyonsuz, çapsızlarla dolu sözde yöneticilerin oyuncağı olmuş, karanlık odakların neredeyse arka bahçesi olmuş durumda koca bir kulüp.
Misal Çakıcı'nın Bjk Travel ile yurtdışına çıkarılması, futbolla ve Beşiktaş'la gram ilgisi olmayan, iktidarın besleyip yetiştirerek Futbol Federasyonu başkanı yaptığı Hasan Doğan'ın yıllar evvel Beşiktaş kulüp üyesi yaptırılarak futbol sahnesine adımının bizim aracılığımız ile yapılması en canlı ve can alıcı örneklerden.
Siyah da beyaz da bizim lakin beyazı bol yıllar geçerken tüm renkler hızla kirlenirken şairin dediği gibi en çok kirlenen beyazımız oldu malesef.
Bi İlhan İrem vardı ya? geyiğindeki gibi ilerde acaba Bi Beşiktaş vardı noldu mu diyeceğiz?
Tek tutunacak dalı taraftarı olan, kulübün içinde sözsahibi olan belki de tek taraftar olmasının cezasını genel kurulun, olmayan muhalefetin, sözde büyük beşiktaşlı işadamlarının yıllardır süren bu çürümeye karşı gıkını çıkarmadığı ortamda herşey taraftardan beklendi ve son barikatta dayanamadı bu çözülmeye.

Büyük yürekli Ulvi,Kadir, stoperlik tarihimizin devrimci savunmacısı Gökhan Keskin, Takoz Recep, Şifo mehmet, Atom Karınca Rıza, Şenol, birbirinden ayıramadan dillendirdiğimiz Metin-Ali-Feyyaz gibi gazetelerden kesip duvarlarımıza yapıştırdığımız, sokakta top oynarken onlar olduğumuz, maça gitmeden daha 1 hafta evvelinden yüreğimizin hopladığı o yılları daha da çok anmaya, nostaljinin dibine vurmaya, hayattan soğumaya tam gaz devam edeceğiz anlaşılan.
Son olarak Cem Dizdar'ın dünkü cümlesiyle itirmek lazım, Beşi,ktaş'ın öğreticiliği! adına;
Beşiktaş çok öğretici takımdır. Taraftarı vefayı, cefayı, katlanmayı öğretirken yönetimi de ‘bir takım nasıl yönetilemez’i öğretiyor...

2 Temmuz 2008 Çarşamba

Dozerler Kültürlerin Üzerinden Geçiyor

Burda insan yaşıyor!..Avrupalı insanın şen şakrak, sürekli çalıp söyleyen çingene imajı çok yanlış. Halbuki tam tersi, büyük sefalet, hüzün var. Çok acı çekmiş bir halk çingeneler. Toplumlar bir yandan baskı altına almak, ezmek için ellerinden geleni yapıyorlar, bir yandan da Çingeneler etrafında bir folklor örüyorlar. -tony gatlif

İlk olarak 2005'te meclisten geçen, insanların olumlu karşıladıkları ama yasalara ve iktidara güvenerek hertürlü yıkıma imza atan hükümetin elinde balyoza dönen bir proje kentsel dönüşüm.
Özellikle çingene, roman gibi yüzyıllardır aynı yerlerde kültürlerini yaşatan, bu şekilde mutlu olan insanların yokedilmesi aşamasına gelmiş bir nevi sosyal yıkım projesi haline gelmiştir.
Küreselleşmenin kentlerdeki sürecinin, para kokusunun dayanılmaz hafifliğinin açık göstergesidir bu yaşananlar.


Son haberlere göre bu tarz projeler Türkiye ile sınırlı değil. Roma belediye başkanı, aynı zamanda neo-nazi olan vatandaş da İtalya'daki çingenelerin parmak izinin alınması, ülkeden postalanması gibi hayvani davranışlar sergilemekte, büyük ihtimalle kendi gibi düşünen İtalyan politikacıların çoğunlukta olması nedeniyle amacına da ulaşacak durmumdadır.
Bizde de Sulukule'yi tarihin tozlu sayfaları arasına karıştırmak üzere olan hükümet, heryeri talan eden, özelleştiren, Arap'lara, işadamlarına peşkeş çeken anlayışına devam edip elini ovuşturmaktadır açıkçası.
Aydın diye geçinne ya da lafa gelince sanatçıyım, duyarlıyım tadında açıklama yapan suya sabuna dokunmayan insanlardan çok bu kültürün yıkılmaması adına Manu Chao gibi, ülkemizde konser verip ertesi gün Sulukule'ye gidip şarkılar söyleyen-desteğini esirgemeyen Gogol Bordello gibi ya da İstanbul Film Festivali için ülkemize gelen muhalif yönetmen Tony Gatlif'in iner inmez ilk işinin Sulukule'ye gitmesi, turist gibi değil oranın bir parçası gibi çalıp söylemesi, insanları dinlemesi ki filmlerinde bu insanların hikayelerini çokça anlatır, garip bir durum yabancı dediğimiz o insanların sahiplenip, büyük kitlelerin, sözde aydınların susup kalması...

"Daha fazla Mc Donald’s değil, daha fazla Sulukule" Gogol Bordello-Eugene Hutz

Tony Gatlif 1990 yılında da Sulukule'de çekimler yapmış ve son manzara karşısında yıkılıp kalmış, bu insanlar burdan atılarak, apartman dairelerinde oturtulamaz diyerek öfkesini dile getirirken şu hani çok önemli mevzu gibi lanse edilen kültür başkenti mevzusuna da değinmeden de geçmiyor;

tonf gatlif in sulukule
Kültür Başkenti demek! bu çok iyi bir şey. Ama bana hep yaptıkları yüksek kuleleri gösteriyorlar. Kültürden söz ettiklerinde kastettikleri "money". Mahalleleri, yeşil alanları korumak gibi dertleri yok. Büyük binalardan, alışveriş merkezlerinden, lalelerden bahsediyorlar hep. Bunlar "kültürün başkenti" anlamına gelmiyor ki, "kapitalizmin başkenti" anlamına geliyor.

29 Haziran 2008 Pazar

Asi Ruh

Zeki Demirkubuz sabah 6 sularında birden yarı aydınlık odada uyanır, karşı kanepede yatan kardeşi Cemil'in uyanık olduğunu farkeder. Cemil gözünü kırpmadan tavana bakmaktadır. Abisi uzun süredir bu şekilde duran kardeşi için teleşlanır, acaba birşey mi oldu bu çocuğa diyerek ona seslenir. Cemil ise abisinin ancak yıllar sonra yaşayıp öğreneceği ama uzun süre anlam veremediği cümleyi sabahın köründe kuruverir;
-Acaba Feyyaz şimdi ne yapıyodur?


2 Yıllık zorlu çalışma evresinden, toplanan yüzlerce saat malzemeden, Optik başkanın ölümünden, aksaklıklardan sonra Asi Ruh nihayet piyasada.
Dün akşam da Ankara'da Hakan Alak, belgesel çalışanları, Ayhan Abi ve Alen MArkaryan'ın katılımlarıyla gerçekleştirildi. Sahneye çıkan Alen'in İstanbul'daki galada Çarşı'nın feshini ilan etmeleri ve akabinde filmin geri planda kalması ve emeklerine gölge düşürmelerinden dolayı ondan ve ekipten özür dilemesi şık hareketti.


Bu film için söylenmesi gereken ilk şey samimi olmasıdır, bizen olmasıdır. Dışardan izleyen biri bune kardeşim diyebilir ama bu büyük bir prodüksiyon değil, kısıtlı imkanlarla birçoğu yüreklerini koyarak kotardıkları, kolektif bir çalışmanın mütevazı eseri, bir taraftar filmi.
Film için samimi olduğu kadar beni en çok etkileyen husus ise muhteşem müzikleri oldu. Film içinde filmi boğmadan, ölçülü şekilde kullanılan birbirinden güzel eserler mevcut ki raflarda yerini alan Dvd'nin yanında müzik cd'si verilmesi şahane bir nimet benim için.


Eski futbolcularla yapılan, orası burası kesilmeyen içten konuşmalar, semtin insanlarının, namazında-niyazında dedenin, 80 yşındaki ninenin de kadrosa yer aldığı, deplasman otobüsünden, Beşiktaş sokaklarından görüntülerin yanında paralel olarak ufak bir çocuğun semtindeki kendinden büyük bir kıza olan platonik aşkını da anlatan, çok iddialı olmayan ama gönüllerimizi fethetmiş belgesel-filmdir kendisi.


Zeki Demirkubuz'un kendi kardeşiyle olan anısı, Cem Dizdar'ın mevcut taraftar anlayışı temelli güzel konuşmaları, biraz daldan dala atlayan, siyahı da beyazı da bol olan bir yapım.
Optik Başkan'a adanması, özellikle Cem Abinin O'na dair anıları da en güzel ayrıntılardan sadece biri. Velhasıl %100 emek ürünü, gönülden yapılmış bir film bu, daha çok bu şekil anılar, hoş görüntüler olabilirdi tabi ama herkesin memnun kaldığı bir film olmuş, emeklerine sağlık...

Dexter - Kan Gölü


Seri katil kavramına yeni açılımlar getiren, izleyiciyi filmin kahramanı olan adamın gözünden bakmasını sağlayan, izleyene adalet, suç nedir, ceza gibi kavramları sorgulatan son dönem yapılmış en başarılı dizilerinden biri Dexter. 2 sezon yayınlandı gözler 3. sezonu beklerken son gösterilen sezon finali için yapılan ilgi çekici, halka açık reklam ve tanıtımlar bomba olmuş açıkçası.
Olay yeri inceleme tarafından etrafı çevrilmiş devasa havuzlar ve fışkıran kanlar, açıkçası bir seri katil dizisi için çok güzel planlanmış, fazlasıyla ilgi çekmiş anlaşılan.



25 Haziran 2008 Çarşamba

Index

UEFA'nın futbolcu performanslarına dair, sahaya 16 adet kamera yerleştirerek yaptığı bir çalışma olan Castrol-Index adlı çalışma sonuçlarına göre bazı alanlarda en iyiler belirlenmiş, bana kalırsa turnuvanın ve milli takımımızın en iyi oyuncularından Hamit Altıntop'ta en iyiler arasında...

İkili Mücadelelerin En İyisi

Jankulowski -Çek Cumhuriyeti


Gol Pasında Üç Asist İle Birinci
Hamit Altıntop
En İsabetli Pas (toplam 165 isabetli pas ile) ve En İyi Savunmacı
Philip Lahm

Gol Krallığı - 4 Gol İle
David Villa

Karikatür Arası > Umut Sarıkaya



Kahkaha ve Hüzün

Turnuvaya çok kötü başlayıp mucizevi sonuçlar ve tarihe geçecek olaylara imza atarak kendimizden geçerken özellikle de Semih'in Hırvatistan maçında nerden çıktığı, nasıl gittiğini anlayamadığımız topun gol olmasının ardından şimdiye dek karşılaştığımız bence gerçekten en iyi takım olan Hırvatların gözyaşları da akılda kaldı, hele Srna'nın sahanın ortasında hüngür hüngür ağlayışı, maç kadar ilerde konuşulan hususlardan olacaktır. Tabi bir de taraftar bazında en sağlam belki de tek sağlam tribünü yapan adamlardı Hırvatlar ki bunu önceki turnuvalarda da görmüştük, yüksek volümlü, hiç bitmeyen tempolu marşlarla takımlarını fazlasıyla ateşledikleri bir gerçek.
Bazı dangalak basın mensupları dışında şöyle ki, ağlayan Hırvat futbolculaın fotoğraflarını koyu Hırdavatlar diye başlık atan gerzekler gibi, yürek parçalayan görüntülerdi, işte bazı kareler;



24 Haziran 2008 Salı

Türkiye Almanya'yı Yendi!..

Türkiye'de Son 23, Almanya'da Son 40 Yılda Tersane Ölümleri...

Birçok duyarlı çevrenin son yaşanan sonuçlarla ülke olarak futbol afyonuna fazlaca tutulmamıza rağmen halen devam eden ölümlere dair güzel bir çalışma ve özellikle soluğu Avrupada alan yetkililere şöyle de not düşmüşler;
Milli maça ayırdığınız vaktin yüzde birini bu konuya ayırdınız mı?

Kendini Kaybetmek


Olağanüstü, futbolla açıklanmayacak enteresan vaziyetlerle yarı finale çıkışımız, koca turnuvada yanılmıyosam sadece 8 dakika skor üstünlüğümüz olması gibi gerçeklerin gözardı edilmesi, önümüzde Rusya gibi belli bir programla, altyapıyla gelmiş canlı bir örnek dururken bir anda kendimizi dünyanın en büyük takımlarından biri ya da bir ekol gibi sunma cehaleti de cabası.
Tabi bu skorlardan nemalanan, milliyetçi duyguları sömürmede usta haberciler, gazeteciler, zamları maç aralarında döşeyip gol sevinçlerinde kendinden geçen siyasetçiler de olayın diğer yüzü.

Şimdi bu tazr bir açıklama yaptığınızda da artık milli bir refleks haline gelen linç kkültürü ve vatan haini ilan edilme olasılığı da çok yüksek. Milli takımımızın turnuvaya renk kattığı, futbolun ruhunun hala yaşadığının, topun yuvarlak olduğunun, azınlığın da sesini duyurması açısından hepimizi sevindirdiğini zaten kabul ediyoruz. Ama gelgelelim iman gücüyle ya da sakatlarla dolu bir takımda, altyapısız bir ekiple uzun süreçte Türkiye ne yapabilir, düşüşler kaçınılmaz olacaktır. Bir de çok başarılı sezonlar geçirip Fatih Terim'in süzgecine takılan Mehmet Topuz gibi Yıldıray gibi artık futbolculrın milli takıma inancının kaybolması olayı var. Terim'in herşeyi ben yarattım havası, herşeyi ben bilirim havası da aldığımız sonuçlarla perçinlendi. Olası eve dönme durumunda asılacağını bildiğinden, şans eseri aldığımız sonuçların tadını çıkarmakla meşgul.
Velhasıl sonuç ne olursa olsun geldiğimiz nokta büyük başarıdır, anlatmak istediğimiz sarhoş olmadan, ileriye dönük programlar yapılmalı, 40 yılda aldığımız başarılarla bazılaarı nemalanıp ardından Türkiye tekrar en başa dönmemelidir.

Teşekkürler Dünya

Dünyayı güzellik kurtaracak ve insanı sevmekle başlayacak herşey...


"Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar 'a, ateş hırsızlarına, Ernesto "Çe" Guevara'ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik.

''Teşekkürler dünya."

KAZIM KOYUNCU

Gogol Bordello & Sulukule

start wearing purple

Rus yazar Nikolay Gogol'dan etkilenip isimlerini koyan, vokalde bıyıklı sempatik abimiz Eugene Hutz'un önderliğinde roman punk, çingene punk artık ne derseniz, en odun adamı bile göbek atacak kıvama getiren şahane parçaların sahipleri Gogol Bordello sözkonusu.
Özellikle 'Gypsy Punks-Underdog World Strike' adlı albümleri tek bir şarkı bile atlamadan muhteşemdir...
Son olarak evvelki gün Efes One Love Festivalinde sahneye çıkan grup da ülkemize gelip içten desteğini sunan diğer sanatçılar gibi, Manu Chao gibi, Tony Gatliff gibi...
Eugene başkanın ağzından desteğini belirtmiş, yarın da mahalleyi ziyaret edeceklerini belirtmişler. İşte sözkonusu konuşmadan bir kesit;

“İstanbul’la ilgili, sizin şehrinizle ilgili üzücü bir sey söylemek istiyorum... Sulukule ile ilgili... Sulukule’de olanlar başka birçok yerde, dünyanın her yerinde oluyor. İnsanları yerlerinden sürüp daha fazla McDonalds, daha fazla otel zinciri mi istersiniz, yoksa tarihinizi, kültürünüzü korumak, sürdürmek mi? Seçim sizin... ”

23 Haziran 2008 Pazartesi

Full Metal Jacket

A Stanley Kubrick Film


"Ölüler tek bir şeyi bilirler: Hayatta olmak daha iyidir."

22 Haziran 2008 Pazar

Kieslowski ve Sinema

"Sinema hiçbir şeyi değiştiremez; ama insanların birçok şeyi anlamalarını sağlar. Dünyayı değiştirecek olan şey filmler değil, o filmleri izleyen insanlardır."

"İnsanlar hep aynı; yani umutsuz, yaşama uyum sağlayamayan, aşk acıları içinde kıvranan ve hepsi aynı şekilde doğan ve ölen yaratıklar..."


Krzysztof Kieslowski, Polonyalı büyük usta, hem yönetmen hem senaryo yazarı.
İnsana dair en saf haller ne ise onun filmlerinde görmek mümkün. Misal ölüm korkusu, kader, bir başkasını gözetleme dürtüsü, aşk acısı, yalnızlık ve nicesi...
Üç Renk adlı muhteşem serisi, Dekalog adlı 10 adet kısa filmden oluşan şahane yapıtlar, Aşk Üzerine Küçük Bir Film, Ölüm Üzerine Küçük Bir Film, Veronique'in İkili Yaşamı gibi zihinlere işleyen şaheserlerin sahibi.
İzleyende morfin etkisi yapan filmlerin yaratıcısı, sinema tarihinin en sağlam yönetmenlerinden biri kendisi. En son üçlemesinin ardından artık bıktım yapamıyorum, sağladığı tatminle ters orantılı, stresi büyük bir iş bu, artık yaşayacağım işte! diyen, mesleğinin ilk yıllarına dair bir konuşmasında da "Kimsenin asistanı olmak istemezdim; fakat Ken Loach'a kahve bile yapabilirdim." diyen mütevazı kişilik.

A Short Film About Love'dan;

-neden beni gözetliyorsun?
--çünkü seni seviyorum
gerçekten öyle
-isteğin nedir?
--bilmiyorum
-beni öpmek ister misin?
--hayır.
-belki de benimle sevişmek istiyorsundur
--hayır
-benimle kaçmak mı istiyorsun?
--hayır
-o zaman ne istiyorsun?
--hiç bir şey...
-hiç bir şey?
--hiç bir şey...