"İnsanların sahte, aptal ve bencil olduğu bir dünyada bile umut vardır".Orange County
Tipik Amerikan gençlik filmleri türüne sadık kalan konusu ve yapısıyla başlayan, çoğu zaman sulu komediyle güldüren tabi Jack Black'in etkisi de tartışılmaz fakat ufak kasabasından çıkmak isteyen, kalıpları kırmaya çalışan, kabuk değiştirmek üzere olan bir gencin sorunlarıyla aslında büyümeye çalışan, sistemin uysallaştırdığı gençliğe işaret eden, özellikle bizdeki sözde gençlik filmleriyle kıyaslanmayacak baya eğlenceli bir film.
Mtv filmlerinden biri çerez gibi gidiyo aslında, bir de yine absürd sinema örneği olarak yine mtv films'den Napoleon Dynamite var ki başroldeki kahramanın bir kaybedenin hikayesini kahkahalar attırarak izleten, absürdlükte sınır tanımayan, ya çok sevilen ya da çok sıkıcı bulunan bir film.
Birkaç sahnesi için bile izlenmeli derim.
Jack Black'in önderliğinde yine School of Rock gibi müziğe sırtını dayamış harika örnekler de mevcut ki zaten bu adamı bir kez izleyince favori adamınız olup çıkıyo oyuncu olaraktan, her filmini takip edeyim izleyeyim diyosunuz, absürd komediyi de , gerektiğinde ölçüllü rolleri, dramayı da gayet güzel kotarıyo -Shallow Hal'da olduğu gibi- Jack Black...
Eskilerden örnek verecek olursak 86 yapımı Ferris Bueller's Day Off gençlik filmlerinin en güzellerindendir, türün birçok örneğindeki gibi yine okul-öğrenci olayı, arkadaşlar biraz da haytalık ama renkli karakter, diyaloglar ve müzikleriyle çok güzel bir örnektir bu tür açısından. Filmde hele bir okul müdürü vardır ki yerlere yatırabilir cinsten...

Bu iki örnekten çıkarak Amerikan sinema endüstrisi böyle eğlencelik gençlik filmi türünde güzel örneklere sahip, tabi daha sonra bu türün de boku çıkmadı değil misal American Pie serisi...
bizde yeni feyz alınan daha doğrusu bu filmlerden kopya çekilen tür, tamamen amerikan klişeleriyle bezeli, toplumumuzun hiçbir özelliğini taşımayan soğuk filmler. Özellikle kar amacıyla sömestr arasına getirilmesiyle bu filmler bizde artık sömestr filmleri diye anılır oldu zaten. Rakamlara bakınca gişede başarılı olanlar da var ki kafayı yememk elde değil, Tabutta Rövaşata'ya 40 bin kişi giderken Neşeli Gençlik ve türevi gudik yapımlara 300-500 bin kişi gidebiliyo ki bu da popüler kültürün bir ürünü tabi
fakat bu popüler türün bari hakkını verseler içimiz yanmaz efenim...
























1950 sonrasının Fransa’sında ortaya çıkmış bir sinema akımı. Fransız Yeni Dalga akımı 2. Dünya Savaşı sonrası varolan Fransız film yapım kurumuna karşı tepki olarak doğmuştur. Öncelikle, kişilerin filmleri, aynı bir romancının kitap yazması veya bestecinin bir müzik parçasını yaratması gibi yorumlamaları gerektiğine inanmışlardır. İkinci olarak da, klasik film yapımından farklı olarak yeni bir sinema dilinin bulunması gerektiğine inanmışlardır. Savaş sonrası sarsıntıları aza indirgemek için hükümet destekli filmlerin yapımı CNC’nin (Contre National Cinematographie) 1946 ekiminde kurulması, yabancı ortak yapımlı filmlerin yapımı (Savaş Bitti, Çılgın Pierrot, Ve Tanrı Kadını Yarattı) Fransız sinemasını yeniden canlandırdı. Bu gelişmelerin etkisi ile 1960’ların başlarında Fransız Yeni Dalga film endüstrisinin kalbi ve ruhu haline geldi. Yeni Dalga yönetmenleri Hollywood’un yüzeyselliğinden kaçınırlar. Roberto Rossellini’yi örnek alarak Paris’in sokaklarına çıkarlar. Sonsuz kurgulama olanakları, kamera çalışması, ses ve mizansenle oynamayı sevmişlerdir. Aynı zamanda sevilen filmlerden alıntılar yapılmıştır. Yeni Dalga, klasik Hollywood öykülemesinden farklı bir stilde hikayeler yaratır. Öyküleyici sahneler birbirini anlamlı bir biçimde izlemez. Seyirci hiçbir zaman ne olacağını bilemez. Komik bir sahne bir cinayetle tamamlanabilir. Kurgulama can alıcıdır. Bu akımı temsil eden belli başlı yönetmenler şunlardır:Alain Resnais (Hiroşima Sevgilim, Geçen yıl Marienbad)François Truffaut (400 Darbe)Jean Luc Godard (Nefes Nefese, Serseri Aşıklar...)Claude Chabrol (Yakışıklı Serge, Kuzenler)
1956’da Lindsay Anderson, Karel Reisz ve Tony Richardson tarafından yönlendirilen, Anderson ve Reisz’in editörü oldukları Sequence dergisinde düşüncelerini yayımladıkları İngiliz belge hareketidir. Politik atmosfere de yansıyan bu akım yeni solun başlamasıyla ticari İngiliz sinemasını da etkilemiştir. Çalışan sınıfın problemleri ve sosyal içerikli konularıyla İngiliz Sinema Enstitüsü (BFIY) tarafından destek gören bu akımın yönetmenleri ilk yapıtları olarak belgesellerle başarı kazanmıştır. Ardından konulu filmlere geçilmiştir. Akımı temsil eden başlıca yönetmenler ve filmleri şunlardır: Lindsay Anderson (This Sporting Life)Tony Richardson (Tom Jones, The Loneliness of the Long Distance Runner)Karel Reisz (Saturday Night and Sunday Morning/Sevişme Günleri)
Yeni Sinema akımı, 1960’larda Brezilya’da yayılmaya başladı. Amacı yabancı etkilerden uzak olarak kendi film kültürlerini oluşturmaktı. Nelson Pereira Dos Santos, Glauber Rocha ve Riy Guerra gibi yönetmenlerin bayrak taşıyıcılığını yaptığı "Yeni Sinema" akımı kendi ülkelerindeki ve dünyadaki sinema izleyicilerine, toplumsal adaletsizliğin egemen olduğu bir ülkenin gerçeklerini, bazen bir belgeselin gerçekliğiyle bazen de Brezilya kültürünün izlerini taşıyan simgeleri kullanarak gözler önüne serer. Yeni sinema elemanları, yaptıkları filmlerde anlatımdaki özgürlükleri ve yapımdaki bağımsızlıkları açısından örnek gösterebilecek bir akımdır. 1967 sonrası da dünyadaki gelişmeler siyasal, sosyal ve ekonomik alandaki bunalımlar, yeni sinemacılara büyük bir darbe vurdu. Toplumsal içerikli konular bırakıldı, renkli karnaval ve eğlence hayatına ilişik konulara yer verildi. Açlığın, tutkunun ve şiddetin sineması olan yeni sinema, böylelikle yeni bir boyut kazandı ve gerçek amacından uzaklaştı. Bu akımın temsilcileri ise şöyle:Glauber Rocha (Terra Em Transe/Kendinden Geçmiş Ülke)Antonia Des Mortes (Borrauanto/Fırtına)Ruy Guerra (Os Café Jestes/Arzu Plajı)

















